YAYINLAR    |     DİN, DEVLET, TOPLUM TOPLUMSAL ALGI YARGI, ADALET ve HUKUK
İÇİNDEKİLER

1. Giriş

Uluslararası literatürde karşımıza “access to justice” olarak çıkan adalete erişim kavramının yıllar içinde ve bulunulan yere göre algılanma şekli farklılık göstermektedir. Kimileri adalete erişimi salt yargıya erişim olarak algılamaktadır. Kimileri de bu çerçeveyi dar bularak adalete erişimi hak temelli bir yaklaşımdan yola çıkarak kişilerin farkında oldukları ya da olmadıkları hakları hakkında bilgi sahibi olup eğer bu haklarını kullanamıyor iseler haklarına en kısa ve ekonomik yoldan erişim olarak tanımlamaktadır. Bu raporda adalete erişim kavramı geniş kapsamıyla kabul edilmiş olup Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme- UNDP) tarafından ortaya konan tanımı kabul etmektedir. UNDP’nin tanımıyla adalete erişim, toplumu oluşturan bireylerin, insan hakları standartlarına uygun olarak, geleneksel ya da geleneksel olmayan yollardan, ihtiyaç duyduğu hukuki çözümlere ulaşabilecek durumda olmasıdır.

Bu rapor PODEM tarafından yürütülen Avrupa Komisyonu’nun “Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Birliği Aracı Programı” (EIDHR) kapsamında desteklenen “Expectations from Access to Justice and Judiciary at Societal and Political Levels in Turkey” (Toplumsal ve Siyasi Zeminde Adalete Erişimden Beklentiler) projesinin dini temelde farklı toplumsal kesimler özelindeki çıktılarından oluşmaktadır. Raporda dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişimde yaşadıkları sorunlar, bu alandaki güncel durum ve gelişmeler, başarılı uygulama örnekleri ve çözüm önerilerine odaklanılmaktadır. Araştırma kapsamında Aleviler, Yahudiler, Bulgar Ortodokslar, Ermeni Ortodokslar, Yunan Ortodokslar, Protestanlar, Roma Katolik Kilisesine bağlı Levantenler ve Süryaniler konularında uzman avukatlar, sivil toplum temsilcileri, kamu kurumu temsilcileri ve akademisyenler ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Son olarak bu grupların adalete erişimi konusunda beklenti ve öneriler derlenerek politika yapım sürecine katkı sunulması hedeflenmektedir.

Rapor toplamda üç ana bölümden oluşmuştur. İlk bölüm araştırmanın kapsamı, metodolojisi ve katılımcılara dair nitel ve nicel bilgileri içermektedir. İkinci bölümde adalete erişim kavramı ve Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişim süreci konuları işlenmiştir. Saha araştırmasının detaylı sonuçlarını barındıran üçüncü bölümde ise, bu grupların adalete erişim sürecinde yaşadıkları sorunlar, adalete erişime yönelik algılar, kamu ve sosyal alanda yaşanan olumlu mevzuat iyileştirmeleri ve iyi uygulama örnekleri, Covid-19 Pandemi sürecinde yaşananlar ile bu grupların adalete erişimi hakkında kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, medya ve üniversitelerden beklentileri incelenmiştir.

 

1.1. Metodoloji

Çalışmada Türkiye’de yaşayan dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişim sürecini anlamak ve değerlendirmek amacıyla nitel araçlar kullanıldı. Metodolojik bağlamda, bu çalışmada kullanılan örneklem dini temelde farklı toplumsal kesimlerin Türkiye genelindeki dağılımını yansıtmamaktadır. Kullanılan örneklem ile amaçlanan temsili veri sunmaktan ziyade bir resim çekmektir. Araştırma, Türkiye’de bu gruplar ile çalışan uzmanlar ve kamudan temsilcilerin görüş ve algılarına dair, araştırma kapsamında ele alınan konular özelinde bir izlenim ve değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır.  Bu doğrultuda, çalışma iki temel aşamada yürütülmüştür.

1.2.1. Keşif Çalışması

Keşif çalışması Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişim sürecini araştırmak için ön bilgi toplamak amacıyla yürütüldü. Keşif çalışması dört ana bölümden oluştu:

Literatür Taraması: Literatür taramasıyla, Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişim süreçlerinde yaşadıkları sorunları ve bu alanda uygulanan iyi uygulama örneklerini anlatan çalışmaların incelenmesi hedeflendi.

Kavramsal Çerçeve Notu Hazırlanması: Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimler alandaki hukuki düzenlemeler, yaşanan sorunlar ve yaklaşımlar konu başlıklarını içeren 26 sayfalık bir kavramsal çerçeve notu bu alanda çalışmalar gerçekleştiren bir hukuk uzmanı tarafından hazırlandı.

Kamu ile İstişare Görüşmeleri Gerçekleştirilmesi: Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu ve Adalet Bakanlığı temsilcileri ile Türkiye’de hassas grupların adalete erişimi üzerine istişare toplantıları gerçekleştirildi.

Uzman Çalıştayı: Dini temele farklı toplumsal kesimlerin adalete erişim süreci alanında çalışmaları olan sivil toplum temsilcileri, hukuk uzmanları, akademisyenler ve kamu kurumlarından temsilcilerin katıldığı toplantıda, araştırmanın temel yaklaşımına yönelik hazırlık gerçekleştirildi. Bu hazırlık, Türkiye’de yaşayan bu grupların adalete erişimi alanında yapılacak olan saha çalışmasının hem kapsamının hem de yönteminin belirlenmesi aşamasında önemli katkı sağladı.

1.2.2. Nitel Evre

Nitel araştırma kapsamında, Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişim süreçleri hakkında bu alanda çalışmalar yapan uzmanlardan veri toplamak amaçlandı. Bu doğrultuda, gerçekleştirilen çalışmaların detayları şu şekildedir:

Uzman Görüşmeleri: Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişimi alanında çalışmalar yapan hukuk uzmanları ve sosyal çalışmacılar ile onların birikim ve deneyimleri hakkında bilgi almak üzere ön görüşmeler gerçekleştirildi. 4’ü İstanbul, 4’ü Ankara, 1’i Diyarbakır ve 1’i Kudüs’te çalışmalar yapan 4 sivil toplum temsilcisi, 3 serbest avukat, 2 kamu temsilcisi ve 1 akademisyen olmak üzere toplamda 10 ön görüşme yapıldı. Görüşmelerin 6’sı yüz yüze ve 4’ü çevrimiçi olarak gerçekleştirildi.

Derinlemesine Görüşmeler: Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişim süreci alanında çalışmalar gerçekleştiren akademisyen, kamu kurumu temsilcisi, medya temsilcisi, serbest avukat ve sivil toplum temsilcileri ile yarı yapılandırılmış toplamda 25 sorudan oluşan soru formu eşliğinde derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi. 2’si yurtdışı ve 8’i yurtiçi olmak üzere toplamda 10 farklı şehirden temsilciler ile 12’si yüz yüze ve 14’ü çevrimiçi olmak üzere toplamda 26 görüşme gerçekleştirildi.

2. Kavramsal Çerçeve

Bu çalışmada adalete erişim kavramı kişilerin haklarına erişimi üzerinden geniş çaplı tanımlanmış olup, çalışmada Türkiye’deki dini temelde farklı toplumsal kesimlerin hak arayış süreçlerine ışık tutması hedeflemiştir. Bu bağlamda adalete erişim kavramı;

  • Yalnızca yargı organlarına başvuru yapabilmeyi değil,
  • Yapılacak müstakbel başvurular önündeki engellerin saptanması,
  • Yargılama usul ve kurallarıyla en kısa sürede, en az masrafla ve rahatlıkla kişilerin haklarına kavuşma yollarının araştırılması,
  • Bu konuda gerekli düzenlemelerin yapılması çerçevesinde ele alındı.

2.1. Adalete Erişim Kavramı

Çıkış noktasında mahkemelere ve avukatlara erişim olarak dar bir şekilde anlaşılan “adalete erişim” kavramı zaman içinde genişleyerek evrimleşmiş bir kavramdır. Roderick A. Macdonald adalete erişime dair tartışmalardaki değişiklikleri beş dalga halinde tanımlamaktadır.

  1. Dalga- 1960’larda adalete erişimin ilk çıkış noktası mahkemelere ve avukatlara erişim olarak düşünülmüş ve özellikle yoksulların avukatlık hizmetlerinden yararlanmasına yönelik adli yardım programları merkeze alınmıştır.
  2. Dalga- İkinci dalgada ‘adli yardım’ yaklaşımının yetersizlikleri görülmeye başlanmış, mahkemelerin performansı, usulleri ve örgütlenmeleri eleştiri konusu olmuştur. Yargılamanın yapısı ve tekniği yeniden ele alınarak odak konusu yapılmıştır. Ayrıca adalete erişim sadece yoksulların değil, orta sınıfların da meselesi olarak görülmeye başlanmıştır.
  3. Dalga – Bu aşamada adalete erişimde eşitlik ön plana çıkmıştır. Eşitlik yalnızca dava açma yetisi ve fırsatı olarak değil, aynı zamanda mahkemede karşı karşıya gelen tarafların silahlarının eşitliği olarak da görülmektedir.
  4. Dalga- 1990’larda gelişen dördüncü dalga adalete erişime bir önleyici hukuk meselesi olarak odaklanmıştır. Bu dönemde anlaşmazlıkları önleyici gayri resmi kuruluşlar ve uzlaştırma ön plana çıkmış ve adalete erişim, yasaların uygulandığı kadar, oluşturulduğu ve yürütüldüğü kurumlara kamunun katılımını içerecek şekilde geniş bir bakışla anlaşılmaya başlanmıştır.
  5. Dalga- Adalete erişim, geniş bir bakış açısıyla hukuk sistemi içindeki tüm birimlere ve yetkililere tam kapasite ulaşılabilmesi, dışlanmışlar için eşit fırsatlar sağlamak olarak anlaşılmaktadır: Hukuk eğitimine, yargılama sistemine, polis dahil kamu hizmetlerine, parlamento seçimlerine ulaşabilmeyi kapsamaktadır. Bireylerin dışlanma, güçsüzlük, saygı duyulmama hislerinin üstesinden gelmeye yönelik sistem değişiklikleri de adalete erişimin ele aldığı konular arasına girmiştir.

Her ne kadar adalete erişim bir kavram olarak geniş bir kapsama sahip olsa da ve üzerinde anlaşılmış tam bir tanım olmasa da genel bir tanım olarak yasal ve yargıya ilişkin sonuçların adil ve eşit olmasının sağlanması olarak genel kabul görmektedir.

Hukukun üstünlüğü ve adalete erişim bir insan hakkı olarak tanınmaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 2 ayrımcılık yasağını içerir. BM Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi Madde 7 ayrımcılık yasağını, Madde 26 ise hukuk önünde herkesin eşit olmasını ve eşit bir şekilde korunmasını öngörür. Madde 14 ise özel olarak adalet yönetimi ve mahkemeler önünde eşitlik ilkesiyle ilgilidir.  BM İnsan Hakları Komitesi’nin Madde 14’e ilişkin genel yorumuna göre, “mahkemeler ve yargı organları önünde eşitlik hakkı, …  eşit erişim ve güçlerin eşitliği gibi hakları da güvence altına alır ve yargı sürecindeki tarafların herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmamasını sağlar.”

Ek olarak, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme (CERD), Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme de ilgili özel hükümler içerir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 30 Kasım 2012 tarihinde kabul edilen kararda “İnsanlar, adalete erişim olmadan seslerini duyuramazlar, haklarını kullanamazlar, ayrımcılıkla mücadele edemezler veya karar alıcılardan hesap soramazlar” denmektedir. BM Genel Kurulu oy birliğiyle Birleşmiş Milletler Ceza Sisteminde Adli Yardıma Erişim İlkeleri ve Ana Esaslar belgesini kabul etmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Koruma Çerçevesi bağlamında ise erişim uluslararası insan hakları belgelerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 6 ile korunan adil yargılanma (hukuki koruma) hakkının bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkının kapsamı ‘medeni hak ve yükümlülükler’ ile ‘bir suç isnadının’ varlığına bağlıdır. AİHS 13. maddesiyle korunan etkili başvuru yolu hakkının (legal remedies) kapsamı sözleşmede yer alan temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddiasına dayanır. Bu hüküm, sadece devlet organlarının eylem ve işlemlerinden kaynaklanan ihlallerle ilgili olarak değil, kişiler tarafından gerçekleştirilen ihlallere karşı da uygulama alanı bulmaktadır.

Genel bir kural olarak kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsızlaştıran, diğer bir ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal etmektedir. Somut olarak adalete erişim hakkının bazı temel unsurları, anlaşmazlık çözüm mekanizmasına etkili erişim, adil yargılanma hakkı ve anlaşmazlıkların zamanında çözümü, yeterli bir başvuru yolu ve adaletin verimli ve etkili bir süreç içinde işlemesini içerir. Adalete erişim bir hedef değil, bir süreci içermektedir.

2.2. Türkiye’de Dini Temelde Farklı Toplumsal Kesimlerin Adalete Erişimi

Adalet Bakanlığı’nın 2019-2023 dönemi için hazırladığı Stratejik Plan “hak ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesi, adalete erişim imkanlarının güçlendirilmesi, etkinliğin sağlanması, makul sürede yargılama hakkının korunması, basitleştirilmiş ve sadeleştirilmiş süreçlerin oluşturulmasının stratejik kavramlar olarak belirlendiğini” ifade etmektedir. Stratejik Plan’da adalete erişimin etkinliğinin artırılması için yeni bir adliye mimarisi anlayışının geliştirilmesi, vatandaşların işlerini kolaylaştıracak uygulamalar geliştirilmesi, tanıklığı zorlaştıran uygulama ve yaklaşımların ortadan kaldırılması ve adli yardım sisteminin güçlendirilmesi gibi hedefler öngörülmüştür.

2019 yılında hazırlanan Yargı Reformu belgesi temel konular olarak “hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunup geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesi, sistemin şeffaflığının artırılması, yargısal süreçlerin basitleştirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, savunma hakkının güçlendirilmesi ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin korunması” olarak sıralanmaktadır. Bu belgede adalete erişim kavramı hizmetlerin erişilebilirliği ve etkinliğini kapsamaktadır. Buna göre:

  • Adli ve idari yargıda adalete erişimin kolaylaştırılması için başvuru süreleri yeniden düzenlenecek ve süreçlerdeki belirsizlikler ortadan kaldırılacaktır.
  • Adalete etkili erişim için adli yardım sistemi güçlendirilecektir.
  • Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nde ve Engelli Hakları Kanunu’nda yer alan ilkeler doğrultusunda engelli dostu uygulamalar geliştirilecektir.
  • Adalet sisteminde kadın haklarına ilişkin uygulamalar geliştirilecektir.
  • Yaşlıların adalete erişimini kolaylaştıracak önlemler alınacaktır.
  • Yabancıların adalete erişimi güçlendirilecektir.
  • Adalete erişim imkânlarının artırılması hedefi doğrultusunda hukuki himaye sigortasının geliştirilmesi sağlanacaktır.
  • Yargı hizmetlerinden memnuniyeti etkileyen unsurların tespiti için çalışmalar yapılacaktır.
  • Yargıda medya ve halkla ilişkiler kurumsallaştırılacak ve vatandaşların işlerini kolaylaştıracak uygulamalar geliştirilecektir.
  • Adalet sistemi konusunda kamuoyunu bilgilendirme mekanizmaları güçlendirilecektir.
  • Tanıklığı zorlaştıran uygulama ve yaklaşımlar ortadan kaldırılacaktır.

Yukarıdaki güncel belgelerin de ortaya koyduğu üzere Türkiye’de adalete erişim kavramına yaklaşım çoğu zaman adli hizmetlere erişimle özdeşleştiren bir anlayış olarak ortaya çıkmaktadır. Engelliler, kadınlar, yaşlılar ve yabancılar adalete erişimi desteklenmesi veya kolaylaştırılması gereken özel gruplar olarak zikredilirken dini, etnik veya dilsel azınlıklar bu bağlamda desteklenmesi gereken gruplar olarak ayrıca vurgulanmaktadır.

On Birinci Kalkınma Planı 756 numaralı Politika Tedbiri hukukun üstünlüğü ilkesinin en temel koşullarından biri olan adalete erişim kolaylaştırılacak; savunma hakkı güçlendirilecektir.On Birinci Kalkınma Planı’nda 757 numaralı Politika Tedbiri adli yardım sisteminin, kırılgan gruplara öncelik verilecek biçimde yeniden düzenleneceği ifade edilir.

Yukarıda görüleceği üzere Adalet Bakanlığı’nın adalete erişim bağlamında referans aldığı çerçeve teknik ve sınırlıdır. Oysaki uluslararası insan hakları sözleşmelerine göre, adalete erişim etkin mekanizmaların varlığına bağlıdır ve devletler bu yollara başvurmayı engelleyebilecek tüm idari, sosyal, ekonomik ve kültürel engelleri ortadan kaldırmak, hatta bu mekanizmalara erişimi kolaylaştıracak bir kurumsal alt yapı oluşturma yükümlülüğüne sahiptir. Yararlanıcılar için erişilebilir ve kullanılabilir olmasının yanı sıra adalet hizmetlerinin kalitesinin ve kullanıcıların memnuniyeti sağlayacak kadar yüksek olması da gerekmektedir.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 2008 tarihinde gerçekleştirilen Adalet Gözet Projesi Türkiye’de vatandaşların gözünden hukukun nasıl göründüğünü anlamak amacıyla gerçekleştirilmiş ve mahkeme deneyimine odaklanmıştır. Yeni bir çalışma olmamasına ve belirgin bir gruba odaklanmamasına karşın araştırmanın ortaya koyduğu veriler genel bulgular olarak dikkate alınmaya değerdir. Araştırma sonuçlarına göre:

  • Vatandaşların yarısı mahkeme deneyimini olumsuz değerlendirmektedir;
  • Mağdurlar hem genel olarak mahkemelerden hem de dava sonucundan en az memnun kalan gruptur;
  • Mahkeme deneyimi sonucunda güveni en fazla artan grup sanıklar, en düşük memnuniyet oranlarına sahip olan mağdurlar, aynı zamanda mahkeme deneyimi sonucunda mahkemelere olan güveni en çok azalan gruptur;
  • Toplamda mahkemelere güveniyorum diyen katılımcı sayısı %50‘den azdır- kadınlar erkeklere göre mahkemelere daha çok güvenmektedir;
  • Mahkemelerin güvenilirliğine, bağımsızlığına, adilliğine ve genel performansına ilişkin sorularda olumlu değerlendirmelerde bulunan vatandaşların oranı çoğu soruda %50‘yi geçmemektedir;
  • Vatandaşlar hukuk sistemi ve hukuka ilişkin konulardaki bilgiyi en çok yazılı ve görsel basından edinmektedir;
  • Vatandaşların %41,4‘ü hukuk sistemi ve hukuka ilişkin konular hakkında tamamen habersiz/bilgisiz olduğunu söylemiştir.

Adalete erişimin önündeki engeller ekonomik, yapısal ve kurumsal etkenleri içerebilmektedir.  Barakat’a göre çoğu zaman yasal süreçlerin karmaşıklığı, maliyeti, coğrafi ve fiziksel sınırlılıklar yoksul ve marjinalleşmiş grupların adalet sistemine erişimi önünde engel oluşturur ve adalet sistemine güvenip güvenmemesi kişinin hukuki sorunlarının çözümü için yargı yoluna başvurup başvurmayacağında belirleyici olur.

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan bir raporda genel olarak azınlıkların ceza sisteminde haklarını kullanmalarının önünde duran bazı engeller tespit edilmiştir. Bu engellerin dini azınlıklar için de geçerli olabileceğini düşünmek yanlış olmaz. Dinleri ve kültürleri geniş toplumdan farklı olan gruplar için ister davalı ister mağdur veya tanık olsun şikâyette bulunmak veya koruma talep etmek üzere adım atmak daha da zordur.  Raporda, karşılık görmekten korkma, azınlık grubuna mensup kişilerin haklarını koruma konusunda adalet sisteminin becerisine güvenmeme ve sosyal ve ekonomik güçsüzleştirme nedeniyle kaynakların yetersiz olması bazı engeller olarak tespit edilmiştir. 

 

3. Araştırma Bulguları

3.1. Adalete Erişimin Tanımı

Türkiye’de dinî ve inanç temelli azınlıkların sorunları, düşünce, din veya inanç özgürlüğü hakkının çeşitli bileşenleri, bu hakkın eğitim, örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü gibi ilgili hakların kesişiminde ortaya çıkan meseleler, din veya inanç temelli ayrımcılık alanları gibi konuları kapsayan geniş bir çeşitlilik arz etmektedir.

Derinlemesine görüşmelerde katılımcılara adalete erişim denildiğinde akıllarına ilk gelenin ne olduğu soruldu ve adalete erişim kavramı ile ilgili katılımcıların büyük bir çoğunluğu özellikle dört unsur üzerinde durdu: (1) Adalete erişim sürecinde taraflar arasında güçlerin eşitsizliği; (2) Yargı mercilerine olan güvensizlik, (3) Umutsuz olmak ve (4) Adli mekanizmaların tarafsız olmaması. Aşağıda görüşmeler sırasında verilen ifadelerden de görüldüğü üzere dini temelde farklı toplumsal kesimler ile çalışan avukatlar, sivil toplum temsilcileri, akademisyenler ve medya temsilcileri için adalet denildiğinde yoğunluklu olarak yapısal ve sosyal engeller ön planda bulunmaktadır. Bu gruplarla çalışan paydaşlara göre kişilerin mağduriyetlerini kabullenmeleri, haklarını arama cesaretini sıklıkla göstermemeleri ve verilen kararların uygulanması sırasında yaşananlar sorunlar sonucu kişilerin adalete güvensizliğinin artması sıklıkla gözlemledikleri durumlardır. Bununla birlikte zaman zaman kişilerin haklarını bilmemesi, mahkemeye erişimlerinin zor olması, haklarını aramaktan vazgeçmeleri, adalete erişimi çok uzun bir yol olarak görmeleri, sorunlarını çözebilmek için belli kilit kişilere ihtiyaç duymaları ve toplumsal kutuplaşmanın artması sonucu ayrımcılığa uğradıklarını düşünmektedirler.

‘Bir sorun mahkemeye iletilmeden önce çatışma çözümü cemaat liderleri aracılığıyla yapılmaya çalışıyor. Topluma yansımasını istemiyorlar, makbul vatandaş olmaya çalışıyorlar.’

(D2, Kadın, Medya Temsilcisi)

‘Allah hakimle hekime düşürmesin. Bizim coğrafyamızda, adaletin geç tecelli etme meselesi var. Hak hukuk meselelerine ivedilik arz edilmemesi durumu, mekanizmalarda evrensel standartları yakalayamama sıkıntısı var.’

(D3, Erkek, Medya Temsilcisi)

‘Kişilerin haklarını araması anayasada güvence altına alınmış fakat insanların bunu bilmesi, prosedürden haberdar olması ve bunun için cesaretlerinin de olması gerekir. Dezavantajlı gruplar için en problemli durum cesaretlerinin olmaması. Kimse fişlenmek istemiyor.’

(D5, Erkek, Akademisyen) 

‘Türkiye’de adalete erişilmiyor. Eskiden ya karakol üzerinden ya da savcılık üzerinden haklarımıza erişebiliyorduk. Şimdi adalet bize erişiyor.’

(D6, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Zorluk, badireler. Adalete erişimin sokaktaki insan için zor olduğunu düşünüyorum, uğraşması yerine vazgeçmesi gerekiyor çoğu zaman. Eğitimle de hiçbir alakası yok, ben farklı olur diye düşünüyordum, çok okumuş kişilerde kendi konularıyla hiç alakası olmayan kişilerde bu hukuki süreçleri geri plana atıp, hayatlarında yokmuş gibi davrandıklarını görüyorum. Adalete olan güvensizlikten dolayı bu, sarf edilen çaba ve başarısızlıklardan dolayı öğrenilmiş olabilir.’

(D7, Erkek, Serbest Avukat)

‘Sosyal medyanın adalete erişim üzerinde baskı oluşturduğu durumlarda sadece gücü yetenin etkili olduğu durumlar olabiliyor ya da yanlış sonuçları ortaya çıkardığı. Zaman zaman linç, zaman zaman acındırmaya kadar giden ortamlar görüyoruz.’

(D8, Erkek, Akademisyen)

‘Mağduriyet var ise bunun tespit edilebildiği ve adımların atılabildiği etkin bir süreç olarak tanımlarım. Erişimin olmaması ve çok zor olması. Güçler dengesinin eşitsiz olması. Objektif ve tarafsız bir alan olmaması. Adalete verilen değerin karşılığının alınmaması.’

(D9, Kadın, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Kanunlar herkes için eşittir bazıları için daha eşittir.’

(D21, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

 ‘Gayrimüslimler yargılama sırasında adalete erişimde ayrımcılıkla karşılaşıyorlar. Hâkim emsal olmasın diye farklı karar verebiliyor. Ne İsa’ya ne Musa’ya yarayacak karar vereyim bakış açısı var, suya sabuna dokunmayayım. Hakimler ve polis kişinin kütüğü neredeyse ona göre yaklaşım ve tavır gösterebiliyor bazen. Yaklaşım farkının bile olması doğru değil.’

(D22, Kadın, Serbest Avukat)

3.2. Adalete Erişimde Yaşanan Problemler

Yapılan görüşmelerde adalete erişimde dini temelde farklı toplumsal kesimlerin en sık karşılaştığı problemlerin ve engellerin tespit edilmesi amaçlandı. Bu sebeple bu alanda çalışmalar yapan uzmanlara bu grup özelinde adalete erişim alanında karşılaştıkları en belirgin problemlerin neler olduğu soruldu. Adalete erişimde yaşadıkları problemleri ve karşılaştıkları engelleri üç bölümde inceledik: (1) ekonomik temelli engeller, (2) yapısal engeller ve (3) sosyal engeller.

3.2.1. Ekonomik Temelli Engeller

Dini temelde farklı toplumsal kesimler kapsamında yapılan derinlemesine görüşmelerde proje kapsamında bulunan diğer gruplardan farklı olarak ekonomik temelli sorunlar en az bahsedilen engellerden oldu. Yine de ekonomik alanda sorun ifade edenler oldu. Bu grup tarafından en sık bahsedilen ekonomik temelli engeller (1) Adli süreçlerin çok pahalı olması, (2) Gençlerde işsizlik oranının çok artması ve (3) Maddi imkansızlıklar olarak sıralanabilir.

‘5.000 TRY civarında para isteniyor mahkemeye erişim sürecinde, insanlar çekiniyor. Azınlıklar zaten çekingen. Örneğin, ismin ve soy ismin neden böyle gibi sorular da üstüne yönlendirilince iyice çekiniyorlar.’

(D12, Erkek, Kamu Temsilcisi)

‘Türkiye’de hak arama süreçleri pahalı. Devlet en büyük istihdam sağlayan organ, her şey devletin kontrolünde. Bu da ister istemez insanları her konuda devletle çalışmaya itiyor.’

(D5, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Adalete erişim para, zaman ve uzmanlık gerektiriyor.  Her avukatın işi değil.’

(D6, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Arkandan rüzgâr esmediği zaman en iyi okulu da bitirsen kütüğün Alevilerin yaşadığı bir yerde olduğu için elenenler oluyor. Genç işsizliği çok yüksek.’

(D16, Kadın, Kamu Temsilcisi)

‘İnanç grupları özelinde iş bulma sorunu var.’

(D17, Erkek, Serbest Avukat)

3.2.2. Yapısal Temelli Engeller

Katılımcılar genel itibariyle mevzuat açısından temel bir eksiklik olmadığını vurgularken uygulamadaki yapısal engellerin adalete erişim önündeki en önemli bariyerler olduğunu belirttiler. Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişimi önündeki yapısal engeller incelendiğinde; (1) Kamu personeli olunsa bile yönetici pozisyona gelememek, (2) Adli mekanizmaların tarafsız olmaması (3) Mülkiyetler konusunda yaşanan sorunlar, (4) AİHM mahkemesi kararlarının uygulanmaması ve (5) Devlet kurumlarından hizmet alırken ayrımcılığa maruz kalmak gibi durumlar ön plana çıktı. Bunlara ek olarak, adalete erişim sürecinde taraflar arasında güçlerin eşit olmaması, camilere verilen ayrıcalıklara diğer ibadethanelerin sahip olmaması ve bazı durumlarda sorunların dürüst olmayan yaklaşımlarla sistem dışı yöntemlerle çözülmeye çalışılması belirtilen diğer yapısal engeller arasında yer almaktadır.

‘1863 Nizamnamesi ile yeni bir toplumsal düzen oluşturuldu. Cumhuriyet döneminde hakları Osmanlı’dan bu şekilde gelen Ermeniler, laik cumhuriyetin eşit vatandaşları olduklarında karmaşık bir durum doğdu. Ermeni toplumunun genel yönetim sisteminde tıkanıklık, başıbozukluk, çok kutupluluk durumu var. İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin resmi bir statüsünün olmaması, yönetsel hiçbir etkisinin olmaması, kilise statüsünde olması ciddi bir problem. 12 senedir yöneticiler için seçim yapılamıyor azınlık vakıflarında.’

(D3, Erkek, Medya Temsilcisi)

‘Büyük davaların, nefret suçlarının etkin soruşturulmaması: Kiliselere yapılan saldırılar ve laf atılmalar ifade özgürlüğü olarak nitelendiriliyor. Soruşturma açılmıyor ya da tutuksuz yargılanıyorlar. Adaletin eşit bir şekilde soruşturulmaması sorunu var.’

(D4, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Anayasada din inanç özgürlüğü var; 90. madde diyor ki uluslararası hukukta olan standartlar takip edilmek zorunda, bizim iç hukukumuz insan hakları meselesinde çelişirse, sözleşmelere taraf olarak, uluslararası mevduatı takip etmek zorundayız (Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi). Ancak aynı anayasada, (24. madde) din ve ahlak eğitimi devlet gözetiminde yapılır deniyor, zorunlu din dersleri Aleviler için güçlük oluşturuyor. Alevilerin temel inanç hizmetlerinden faydalanamamasının yanı sıra Alevilerin ibadethane kabul ettikleri Cem Evlerinin, ibadethanelere normalde verilen ayrıcalıklara erişiminin olmaması. Zorlukları özetle 3 temel başlıkta toplayabiliriz: zorunlu din dersleri, Diyanet’in konumu ve Cem Evleri, günlük hayatta ve hukukta karşılaşılan ayrımcılıklar.’

(D10, Erkek, Akademisyen)

‘Eski Süryani taşınmazları Osmanlı zamanında din adamlarına kayıtlıydı medeni kanunla varislerine geçti. Cumhuriyet döneminde bu durum bazı sorunlara sebep oldu. Taşınmazların devredilebileceği bir varis olmadığında taşınmaz devlete geçiyordu. Gayrimüslimlerin böyle problemleri vardı. Tapu arşivlerine girmek gerekiyordu. 1936 beyannamesi zamanında o arşivlere gidilmesi gerekiyordu, uzun sürüyordu. İşi bürokratik meseleler uzatıyordu. Vakıfta yok mesela 36 beyannamesi, ona ulaşmaya çalışıyorsun eğer yoksa sonra da Ankara’ya gidiyorsun. İnternetten de ulaşamıyorsun ve işlemler çok uzuyor. Kendi taşınmazını almak için mücadele veriyorsun. Bir sürü belge istiyorlar bu işlemler için. Arşivlere ulaşınca alabiliyorsun ama bir sürü problemlerle karşılaşıyorsun. Eğer havada kalırsa, 3. Şahıslara satıyor devlet bu mülkleri (bunlara hiçbir şey yapamıyorsun). Bazı belgelere ulaşamıyorsun, dosya sunamıyorsun. Kilise mesela camiye çevrilmiş, kimse camiyi kiliseye çevirmek istemez.’

(D11, Erkek, Akademisyen)

‘Mahkemelerin insan hakları standartlarına göre hareket etmemesi bir sorun. Uluslararası standartların ve referansların dikkate almaması, daha kolaycı kararların çıkması, AİHM kararlarının dikkate alınmaması bunun alt başlıklarını oluşturuyor. Uluslararası içtihat hiç dikkate alınmıyor. Esas meselenin özü ile ilgili olmayan yasal mevzuatla hareket ediliyor.’

(D9, Kadın, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Hakimler ve savcılar kurulunda sadece hâkim ve savcı var. Böyle bir kurul olamaz, ayrı olarak olması gerekir kurulların. Silahlar eşit olacak, savcı ve ben karşılıklı olarak kendi yerlerimize geçmeliyiz. Mahkeme de yargılar.’

(D18, Erkek, Serbest Avukat)

‘Yeni hakimlerin seçilme ve atanma usulünde hata var. Önceden 10.000 nüfuslu bir ilçeye atanır, her davaya o bakar, kararları Yargıtay’a gide gele mesleği öğrenir ve cesaret kazanırdı. Belli bir tecrübeden sonra büyük illerde büyük dosyalara bakmayı öğrenirdi. Şimdiki genç hakimlere de yazık oldu.’

(D19, Erkek, Serbest Avukat)

‘Ben polis akademisine girmek istedim ama beni almadılar. 530 senedir bu topraklardayım. Ben polis olamıyorum. Albay olamıyorum. Yahudiler de bunu çözmek için çaba sarf etmemiştir.’

(D21, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

Derinlemesine görüşmelerde katılımcılara akıllarına gelen ilk üç engel sorulduğunda  ise yapısal engeller arasında en çok verilen cevaplar (1) Adli mekanizmaların tarafsız olmaması, (2) Kişiler kamu personeli olmayı başarsa bile yönetici pozisyonuna gelememeleri, (3) Adalete erişim mücadeleleri sırasında karşılıklı güçlerin eşitsizliği ve (4) Adli süreçlerin yavaş işlemesi en sık verilen cevaplar arasındaydı.  Bunun dışında kişilerin mülkiyetleriyle ilgili yaşadıkları sorunlar, devlet kurumlarında hizmet alırken ayrımcılığa uğramaları, bazı durumlarda dürüst olmayan yaklaşımlarla sistem dışı yöntemlerle çözmek zorunda kalmaları ve haklarını bilmemeleri belirtilen diğer sorunlar arasında yer almaktadır.

3.2.3. Sosyal Temelli Engeller

Dini temelde farklı toplumsal kesimler adalete erişim sürecinde yapısal engellerden sonra en çok sosyal alanlarda sorunla karşılaştıkları ifade etmekteler. Bu engeller fiziksel herhangi bir içerik içermese de bireylerin yaşamlarına derinden yerleşmiş olup adalete erişim sürecini olumsuz yönde etkileyen kritik faktörler barındırmaktadır. Yapılan derinlemesine görüşmelerde katılımcılar bu başlık altında (1) Yargı mercilerine olan güvensizlik, (2) Eşitsizlik, (3) Yargılama süresince ayrımcılığa maruz kalmak, (4) Umutsuz olmak ve (5) Gelenek ve kültürlerini koruyamamaktan korkmak gibi sosyal engellerden sıkça bahsettiler. Bu engellerin detaylarına inildiğinde bireylerin zaman zaman mağduriyetlerini kabullenerek haklarını aramaktan vazgeçtikleri, toplumsal kutuplaşmanın adalete erişim önünde engel teşkil ettiği ve kişilerin kamu kurumlarıyla karşı karşıya gelmeyi tercih etmedikleri durumlarla sıklıkla karşılaşılıyor. Bununla birlikte bireylerin kendi aralarında olan sorunları çözmek için toplumsal düzeyde kurmuş oldukları arabuluculuk mekanizmalarına başvurdukları da ifade edildi. Bazı görüşmeciler bu sivil arabuluculuk mekanizmalarını alternatif bir çözüm kaynağı olarak olumlu bulurken, diğerleri tarafsız bir otoritenin denetiminde olmadığı için arabuluculuk mekanizmalarından memnun olmadığını ifade etti. Son olarak farklı inanç gruplarının genellikle siyasi temsiliyete erişmekte zorluk yaşadığı ve bu sebeple yönetimsel mekanizmalar üzerinde değiştirici ve dönüştürücü etkiye de sahip olmakta zorlanıldığı belirtildi.

‘Farklı bir bakış açısı olan memurlar oluyor bazen. Basit bir işi zorlayabiliyorlar. 1 saatte hallolması gereken iş çok uzun sürebiliyor.’

(D11, Erkek, Akademisyen)

‘Biz Türk devleti ile karşı karşıya gelmek istemiyoruz diyorlar (genelde idari davalar). Davacı olacak kişi Türk devleti ile karşı karşıya gelecek duruma mı geliyoruz diye endişeleniyor. Talep ettiği şeyi biliyor ama kimden talep ettiğini bilmiyor. Kulaktan duyma birçok ve yanlış bilgi sahibi oluyor. Bundan dolayı kazanabileceği birçok zaferlerden vazgeçen kişiler gördüm.  Benim ismim gözükmese olur mu diye soruyor. Türkiye’nin demokratik bir ülke olduğunu söylüyoruz ve onlara bunu anlatıyoruz. Mal güvenliğinin de önemli olduğunu belirtiyoruz. Ayrıca, şunu da belirtiyoruz: sizin açacağınız davanın yüzlercesi yapılıyor. Zaten idarenin haksız davranışından dolayı açılan bir dava ve sizin yaptığınızın hakkınızı savunmak olduğunu söylüyoruz ama hicap da duyuyoruz bu ikna sürecinde. Yani bir anda kişiyi hak arayış çabasında ikna etmeye çalışmaya çalışıyoruz.’

(D7, Erkek, Serbest Avukat)

‘Adalete erişimden ne anlıyoruz? Maalesef içler acısı bir durumdayız. Hakkını aramayı bilmiyorsun genelde. Niye hakkımızı aramak zorunda kalalım? Hakların otomatik olarak bize ulaşması lazım. Biz onların peşinde koşmamalıyız. Türkiye’de biraz daha fazla sorun var. Adamın kılığına kıyafetine bakıyor mahkemede. Haklara erişmeye çalışmak yerine hakların bize erişebileceği bir sistem olması gerek.’

(D21, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Adalete erişim şansa bağlı, hangi hâkime hangi mahkemeye denk geldiniz.’

(D2, Kadın, Medya Temsilcisi)

‘Kaygı veriyor adalet sistemi. Eski belediye başkanı bir gazeteciye hakaret ediyor. Ona dava açıldı 3-4 sayfa Yargıtay bozma kararı yazmış. Muhaliflere sövmek serbest.’

(D19, Erkek, Serbest Avukat)

‘İnsanlar isimlerini değiştirerek dışarıda Türkçe kökenli isim söyleyebiliyorlar. Özellikle, erkek çocukları. Baskıları hissediyor ve önceki kuşağın deneyimlerinden faydalanıyoruz. Kendi adımızı söylediğimizde karşımızdaki anlamıyor. Daha kolay bir şey söyleyelim çekeyim gideyim diye bir geçiştirme hali sık yaşanıyor. Bizi politik olmadığımız için de sömürüyorlar zaten. Ama neden politik değiliz? Aslında sisteme güvensizlikten. Devlet memuru bile Türk kimlik kartına bakarak yabancı mısınız diye soruyor. İster istemez bu dışlanma olarak kabul edilip bir kırgınlık yaşanıyor.’

(D24, Kadın, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Oturup bir meseleyi kendi aralarında çözüme kavuşturdukları oluyor, iki taraf da kırılmasın diye bazen yanlı sonuçları oluyor.’

(D11, Erkek, Akademisyen)

Derinlemesine görüşmelerde katılımcılara akıllarına gelen ilk üç engeli sorduğumuzda ise en sık yaşanan sorunlar nelerdir sorusunun cevabına paralel olarak sosyal engeller arasında en çok verilen cevaplar (1) Yargı mercilerine olan güvensizlik, (2) Eşitsizlik, (3) Yargılama süresince ayrımcılığa maruz kalmak oldu.

3.3. Türkiye’de Adalete Erişime Yönelik Algılar

Proje kapsamında Türkiye’de adalete erişimde yer alan sorunların yanı sıra adli çalışanlara (avukatlar, hakimler, savcılar, kolluk kuvvetleri, mübaşir, psikolog gibi diğer adli çalışanlar) olan güven, bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına olan güven ile verilen kararlar, kararların uygulanması ve caydırıcılıkları hakkında katılımcıların algıları incelendi.

Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişimi alanında çalışmaları olan hukuk uzmanları, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileriyle yapılan görüşmelerde katılımcıların adalete erişim süreçlerinden memnuniyetleri hakkındaki kanaatlerinin özellikle iki konu başlığı etrafında yoğunlaştığı gözlemlendi. Adalet sisteminin verimliliği ve adalet sisteminin teknik altyapısının yeterliliği hakkındaki görüşleri kişilerin adalet sisteminden memnuniyet düzeylerini etkileyen en önemli faktörler olarak ön plana çıktı. Bu noktada görüşmelerin geneline bakıldığında adaletin bir taraftan toplumun vicdanında aklanması gereken ancak diğer yandan da yoğun bir uzmanlık gerektiren hukuk mekanizmaları yoluyla erişilmesi gerektiği için halkın bunu kolaylıkla anlayamayacağı fikri ortaya çıkmaktadır. Adaletin hem geniş kesimler tarafından benimsenmesi ama aynı zamanda da halkçılığın gölgesinde kalmadan yani toplumda yer alan bütün farklı grupların haklarını gözeterek tarafsız bir şekilde icra edilmesi beklenmektedir.

Dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişim sürecine olan  güvensizliklerinin altında yatan nedenleri anlamak adına yapılan derinlemesine görüşmelerde öncelikle katılımcıların adalete güven konusundaki düşünceleri ve adalete güveni azaltan faktörlerin neler olduğu soruldu. Katılımcılar (1) hukuk fakültelerinde verilen eğitimlerin yeterli olmaması, (2) 2016 yılı sonrasında mesleğinin henüz çok başında olan hakimlerin ağır ceza mahkemelerine atanması, (3) uyuşmazlık ve hak arayan kişi sayısının çok yüksek olmasına karşın mahkeme sayısının az olması, (4) arabuluculuk mekanizmalarının daha çok gelişmesi gerektiği ve (5) adli personelin kişisel inanış ve yaşam biçiminin adli süreçler üzerindeki etkisi konularının adalete güven konusunda önemli kriterler olduğunu belirttiler. Katılımcılar genel itibariyle bu güvensizliğin giderilmesi için;

(1) Arabuluculuk mekanizmalarının geliştirilmesi,

(2) Ağır cezaya atanan hakimlerin daha deneyimli hakimler arasından seçilmesi,

(3) Özellikle büyükşehirlerde mahkeme sayılarının arttırılması,

(4) Mahkemelerin geliştirilerek savcı ve hakimlerin konu bazlı uzmanlaşmalarını sağlayacak sistemler geliştirilmesi,

(5) Kamuya açık olan kapsamlı bir veri tabanı oluşturularak adalete erişim alanında bilgiye erişilebilirliğin arttırılması,

(6) Adli personelin insan hakları perspektifinden bakmalarını sağlayacak sistemler geliştirilmesi,

önerilerinde bulundular.

‘Türkiye’ye dünyanın en özgürlükçü anayasasını getirsek bile haklara çok iyi bir şekilde ulaşılabilecek mi? Kanunlarla ilgili çok sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Uygulamanın iyi olması iyi kanundan daha önemli. Türkiye’de hak arama süreci prosedürü çok karışık. Uygulamacıların direnci de problem yaratıyor.’

(D5, Erkek, Akademisyen)

‘Sivaslıymışsın, Alevi misin? gibi sorular. ‘Aleviler teröristtir.’ Alevi köyleri haritayla kırmızıyla işaretlenmiş. Alevi ise işe almama. Bu insanlar temel kamu hizmeti sunuyor: doktor, avukat, öğretmen. Bir doktor hastaları arasında Alevi-Sünni ayrımcılığı yapıyorsa bir hâkim neden yapmasın.’

(D10, Erkek, Akademisyen)

‘İnsanlar kendilerini eşit bir yurttaş olarak göremiyorlar, kendilerini oldukları gibi ifade etmekten çekiniyorlar. Siyasal temsilde hiç yoklar. Somuta baktığımızda Türkiye’de Türkmen Aleviler bazında CHP’nin en çok destek olduğu yer Antalya ama buradan bir Alevi vekil gitmedi.’

(D18, Erkek, Serbest Avukat)

‘100 hırsızlık vakası yaşanıyorsa bir haftada bunlardan sadece 5’i adliyeye yansır. Bu 5 vakanında 3’ünde polis dosyayı iyi tutmaz. Toplumsal olarak inanış bu yönde, her suçun mağduru toplum aslında. Toplumun ahlaki değerleri yetiştirilen adli personelin verdiği kararları etkiliyor.’

(D19, Erkek, Serbest Avukat)

‘Devlet ve vatandaş karşı karşıya geldiğinde devlet korunuyor Türkiye’de.’

(D8, Erkek, Akademisyen)

‘Binalar tasarlanırken savcı ve hakimler ele alınıyor, vatandaş ve avukatlar düşünülerek yapılmıyor.’

(D20, Erkek, Serbest Avukat)

Son olarak görüşmelerde hakim ve savcılara güven konusunda bu meslek gruplarının görev yerlerinin sıklıkla değişime uğraması riski, özgürce karar verememeleri, kendi vicdanlarıyla hareket edememeleri ve özellikle polis ile savcılık makamları başta olmak üzere vatandaşa karşı devlet kurumlarını koruma iç güdüsüyle hareket ettikleri yönünde bazı görüşlerde ifade edildi.

3.4. Türkiye'de Adalete Erişim Alanında Olumlu Gelişmeler ve İyi Uygulama Örnekleri

Derinlemesine görüşmelerde Türkiye’de adalete erişim alanında sorunların yanı sıra mevzuatta ve pratikte gözlemlenen olumlu gelişmelerin neler olduğu ve hangi uygulama örneklerinin olumlu sonuçlar yarattığı analiz edilmeye çalışıldı. Bu bölümde Türkiye’deki dini temelde farklı toplumsal kesimler ile çalışan paydaşların bakış açısından olumlu yasal düzenlemeler ve iyi uygulama örnekleri incelendi.

Türkiye’de dini temelde farklı toplumsal kesimler için özel olarak yazılı mevzuat gelişmemiş olup bu grupların genellikle mevzuatın uygulanması aşamasında farklı deneyimler yaşadıkları derinlemesine görüşmelerde sıklıkla ifade edildi. Dolayısıyla görüşmeciler tarafından verilen iyi uygulama örnekleri de ya toplumun genelini etkileyen mevzuat değişiklikleri ya da kendilerinin günlük hayatını doğrudan etkileyen uygulamadaki farklılıklar üzerinden olmuştur.

Görüşmelerde özellikle üç yasal değişiklik olumlu örnek olarak ön plana çıkmış olup, bu düzenlemeler şu şekildedir:

(1) 4982 Sayılı Bilgi Edinme Kanunu

(2) 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu

(3) 5737 Sayılı Vakıflar Kanunu

Bu üç kanun değişikliği görüşmeciler tarafından olumlu gelişmeler olarak ifade edilmiş olup, dini temelde farklı toplumsal kesimlerin özellikle mülkiyet konuları başta olmak üzere yararına olduğu ifade edilmiştir.

Derinlemesine görüşmelerde uygulamada yaşanan sorunların ve tabi ki bu sorunları gidermeye yönelik iyi uygulama örneklerinin varlığına da değinildi. İyi uygulama örneği olarak sıklıkla bahsi geçen örnekler şu şekilde sıralanabilir:

(1) Son yıllarda Cumhurbaşkanlığının özellikle gayrimüslimlerin önemli günlerini kutlamak vesilesiyle bu gruplar ile iletişime geçmesi,

(2) Son 10 yılda tarihsel olarak bu gruplara ait olan gayrimenkullerin iade edilmesine karar verilen idari mahkeme kararları,

(3) Sosyal medya sayesinde özellikle genç neslin daha bilgili ve cesur yetişerek hak arama hürriyetinin bilincinde olmaları,

(4) Türkiye’nin sahip olduğu genç nüfus sayesinde bazı değişikliklerin çok hızlı gerçekleşebilme potansiyeli,

(5) Bazı yerel yönetimlerin bu gruplar ile iletişime geçerek daha kapsayıcı ve eşitlikçi hizmetler sunmaları.

Bu iyi uygulama örneklerinin Bölüm 3.2’de

detaylı bir şekilde aktarılan adalete erişimde yaşanan problemlere çözüm olarak ortaya çıktığı düşünüldüğünde, bu uygulama örneklerini de ekonomik, yapısal ve sosyal çalışmalar şeklinde sınıflandırmak doğru olacaktır. Engeller bölümünde ifade edilen sorunlara paralel olarak ifade edilen mevzuatta ve uygulamadaki iyi örnekler de yoğunluklu olarak yapısal ve sosyal temellidir. Verilen örneklerin çoğu kişilerin adalete erişim hakkındaki algılarını olumlu yönde etkilemiş olup, mülkiyetlerin iade edilmesi gibi yapısal örneklerde kişilerin hayat koşullarını fiziksel olarak olumlu yönde etkilemiştir.

‘Daha fazla diyalog ortamı olmaya başladı son 10 yılda. İstenilen düzeyde değil, ama yine de Cumhurbaşkanımızın özel mesaj yayınlaması güzel şeyler.’

(D4, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Son 10 senede, azınlıkların gayrimenkullerinin çok çok azının da olsa iade edilmesi biraz ilerleme sayılabilir.’

(D6, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Sosyal medyanın ulaşım gücü tartışılmaz. 30 yaş ve altı nesil bir önceki kuşaklara göre daha cesur yetişiyor. Ulaşabileceği kişileri, sesini ne kadar duyurabileceğini görebiliyor. Yaş çok önemli bir ayrım. Nesilleri ele alacak olursak, 40-45 yaşına mensup kişilerin bir önceki nesillerin daha az muhafazakâr olduklarını görüyorum. Dışlanmış ve bu büyük toplumun parçası olmadığımı düşünürken, 40-45 yaşındaki kesim daha özgür hareket ediyor. Sadece ismim ve inanışım farklı ama herkes gibi aynıyım. Önceki neslin yaşadıklarını tecrübe de etmediğinden daha özgüvenli oluyor. Genç beyinler haklarını aramak için gerekli prosedürleri izlemeye ikna olmak için daha hazır. Özgür seslerin de ortaya çıktığını görüyoruz.’

(D7, Erkek, Serbest Avukat)

‘Bilgi edinme yasası ve KVKK devrimsel bir yasa. Dijital alanda daha da güçlü yasalara ihtiyaç var.’

(D8, Erkek, Akademisyen)

‘Vakıflar kanunu ve mülklerin iadesi olumlu gelişme olarak sayılabilir. Sınırlılıkları var, mükemmel diyemeyeceğim.’

(D9, Kadın, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Türkiye’nin çok genç bir nüfusu var. Bu da değişimlerin çok hızlı bir şekilde gerçekleşebileceğinin bir göstergesi aslında.’

(D26, Erkek, Akademisyen)

3.5. Covid-19 Pandemi Sürecinde Adalete Erişim

Türkiye’de Covid-19 pandemi sürecinde dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişimde karşılaştıkları problemler ve adalete erişimde aksayan noktalar çalışma kapsamında ele alınan konulardan biri oldu. Sağlık Bakanlığı tüm dünyada görülen Covid-19 salgınına ilişkin Türkiye’deki ilk vakayı 11 Mart 2020 tarihinde açıklamış, bu tarihten itibaren adalete erişim süreçlerinin işleyişine ilişkin değişiklikler yaşanmıştır. Bu süreçte halihazırda zaten adli süreçlerde sıkıntılar yaşayan grupların adalete erişimi daha da kısıtlandığı vurgulanmaktadır.

Katılımcılar da Covid-19 salgını sürecinde en sık yaşanan problemleri (1) ibadethanelerin pandemi sürecinde süresiz olarak kapatılması, (2) özellikle küçük esnafın gelir kaybının çok yüksek olması, (3) ücretli çalışanların bir anda maaşsız kalmaları ve (4) pandemi süresince sürekli ortada olan bir bilgi kirliği olarak sıralamaktalar. Bu problemler incelendiğinde ibadethanelerin süresiz bir şekilde kapatılması dışındaki tüm sorunlar halkın geneli tarafından deneyimlenmiştir.

Katılımcıların da belirttiği üzere pandemi süresince ekonomik olarak küçük esnaflar ve ücretli çalışanların maddi durumlarının kötüleşmesi, maddi imkansızlıkların daha da derinleşmesi ve savunucular yönünde ise pandemi sürecinde avukatlara maddi destek yapılmaması sorunların başında geliyor.

Pandemi sürecinde yaşanan yapısal ve sosyal sorunlar incelendiğinde bu konu başlığında en temel sorun dini temelde farklı toplumsal kesimlerin ihtiyaçlarına yönelik bir yönerge devlet makamlarınca geliştirilmemiş olup bu grupların bazı diğer durumlarda olduğu gibi kendi yönergelerini kendileri hazırlamak durumda kalmalarıdır. Hali hazırda özellikle kendi içlerindeki sorunları kamu mercilerine aksettirmeden oluşturulan toplumsal mecralar aracılığıyla çözen bu gruplar, benzer şekilde pandemide de ibadet yerlerini açmak için yönergelerini kendileri oluşturmuştır.  

‘İbadethane sorunu: İbadethanelerimizin çoğu dernek statüsünde, imar kanununda belirleniyor. Biz yaşayan organizmayız ama devlet dernek olarak görüyor. Pandemi dönemindeki toplanma yasağı bizi de etkiledi.’

(D4, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Her gün birbiriyle çelişkili bilgiler duyuyoruz.’

(D3, Erkek, Medya Temsilcisi)

‘Her toplumsal grup için genelge yayınlanıyordu ama Kiliselere bir şey söylenmedi, COVID kapsamında nasıl toplanacağı ile ilgili bir yönerge vermediler. Biz yönergeyi kendimiz oluşturduk ve Kiliseler açılırken de nasıl açacağız boşlukta bırakıldı.’

(D4, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Covid-19’a adalet sisteminde kötü bir zamanda yakalandık, geminin en çok su aldığı zamanda Covid-19 karşımıza çıktı. Duraklama devri bizi geriye götürdü, yaraları sarmaya çalışırken, adalete erişimdeki yavaşlık adalet sürecini durdurdu. Hak arayan kişileri ve bizi duraksama devrine soktu. Can güvenliği daha önemli olduğundan bunlar geri plana atıldı. Yerimizde sayıyoruz pandemi sürecinden beri. Ülkemiz aslında pandeminin yarattığı problemleri iyi idare ediyor. Uyuşmazlık sayısı beklediğimden çok daha az. Bunun hukuka ve adalet sistemine yansıması kısa vadede iyi ama uzun vadede sorun çıkarabilir.’

(D7, Erkek, Serbest Avukat)

‘Pandemi yüzünden cuma-cumartesi-pazar günü gerçekleşen ayinler yapılamadı, bir buçuk yıldır kapalı.’

(D13, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

‘Küçük esnaf yeterli destek alamadı. Ücretli halk eğitim öğretmenleri destek alamadı. En kalitesiz internete en çok parayı ödedik evden çalışırken. Eğitime ulaşmada çok sorun oldu.’

(D15, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi )

‘Küçük esnaf, turizm, kurban, kahvehane, kafe esnafları maddi sorunlar yaşadılar.’

(D17, Erkek, Serbest Avukat)

‘Pandemiye inanlar var inanmayanlar var. Her yerde her şey aynı. Türkiye bunun dışında kalmıyor. Hepimiz aynı gemideyiz. Bu bir tezgahsa para tuzağıysa, biraz öyle, herkes için aynı durum. Karşımızdaki sistem büyükten fazla büyük. Çok büyük paralar dönüyor.’

(D21, Erkek, Sivil Toplum Temsilcisi)

3.6. Geleceğe Dair Beklentiler ve Sonuç (Sivil toplum, kamu kurumları, medya, üniversiteler)

Katılımcıların dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişimi önündeki zorlukların giderilmesi adına verdikleri öneriler kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve medyadan beklentiler olarak dörde ayırmak mümkün. Bu gruplar özelinde görüşmeciler tarafından iletilen beklentiler ve öneriler şu şekilde sınıflandırabilir:

Kamu kurumlarından beklentiler;

  • Hukuk sisteminin dijitalleştirilerek, hukuki bilgilerin toplum tarafından daha rahat şekilde ulaşılması ve anlaşılmasını sağlamak,
  • Son dönemlerde azınlıklara yönelik uygulamalarda ek bir hassasiyet ve yardımcı olma eğiliminin devam etmesi,
  • Kanıt ve veriye dayalı karar ve uygulama mekanizmalarının kurulması,
  • Kamu kurumlarının çalışmalarını daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir anlayışla yürütmesi,
  • Yargı mercilerinin bağımsız olması,
  • Sosyal kampanyalar esas ihtiyacı olan maddi durumu kötü kesime ulaşmıyor. Küçük beldelerin de sosyal kampanyalarda göz önünde bulundurulması,
  • Kamu kurumlarının özellikle ibadethane olarak kullanılan sivil toplum merkezleri üzerindeki baskıyı kaldırması,
  • Ayrımcılıkla mücadele için hem devlet memurları özelinde, hem de halk düzeyinde ayrımcılığı önleyici çalışmalar yapılması
  • Eşitlik ve hak temelli yaklaşımın kamu idareleri tarafında Türkiye toplumuna aktarılması ve benimsetilmesi
  • Kurumların daha şeffaf ve erişilebilir olması

 

Medya kurumlarından beklentiler;

  • Ayrımcılık söylemlerinin bırakılması,
  • Kararlar ile ilgili objektif bir bilgilendirme yapmaları,
  • Kritik ve kamuoyuna mal olmuş davaların tarafsız bir şekilde takipçisi olup kamuyla paylaşmaları,
  • Adalet konusunda toplumu bilgilendirici çalışmalar yapması,
  • Sosyal medyanın sosyal mahkeme olmasının önüne geçilerek, sosyal medyadaki yargısız infazları önleyici çalışmaların yapılması,

 

Sivil Toplum Kuruluşlarından beklentiler;

  • Türkiye’nin liberal ve demokratik insan kitlelerini canlı tutmak için çalışmalar yapılması,
  • Kamu ile iş birliği halinde daha eşitlikçi ve tarafsız etkinlikler yapılması,
  • Baroların ideolojik meselelere girmemesi ve tarafsız bir şekilde işlerini yürütmesi,

 

Üniversitelerden beklentiler;

  • Eğitim kurumlarında verilen yabancı dil programlarının geliştirilmesi ve daha çok sayıda vatandaşın yabancı dil öğrenerek ülkesi ile ilgili gelişmeleri farklı kaynaklardan takip edebilmeleri,
  • Üniversite ve kütüphanelerinde kaynaklara ulaşım için altyapı kurmaları,
  • Üniversitede kuruldan geçen tezlerin içerik olarak daha nitelikli olması,
  • Üniversitelerde özellikle hukukun uygulanması üzerine daha çok çalışmalar yapılması
  • Hukuk fakültelerinde verilen derslerin kalitesinin arttırılması
  • Üniversitelerde her bölüm müfredatına temel hukuk okuryazarlığı derslerinin eklenmesi şeklinde ifade edilmiştir.

Son olarak katılımcılara dini temelde farklı toplumsal kesimlerin adalete erişiminde en ivedilikle yapılması gerekenin ne olduğu soruldu. Katılımcıların en sıklıkla belirttiği öneriler (1) Adli çalışanlar başta olmak üzere toplumu da içine katarak ayrımcı söylemler ve yaklaşımların ortadan kaldırılması, (2) kişilerin adli mercilere olan güveninin yeniden tahsis edilmesi, (3) daha nitelikli adli çalışan ve kolluk yetiştirilebilmesi için gerekli teorik ve uygulamalı eğitim programlarının geliştirilmesi ve (4) yargılama sürelerinin kısaltılması oldu.

KAYNAKÇA

Atay, Ali. “Adalete Erişim: AİHM ve AYM Kararları Işığında Türkiye’de Adalete Erişim”.

Barakat, S., The cost of justice: exploratory assess-ment on women’s access to justice in Lebanon, Jordan,Egypt and Yemen. Policy and Practice. Oxfamreport, 2018. 

Kalem, S., Jahic, G., Elveriş, İ. Adalet Barometresi: Vatandaşların Mahkemeler Hakkındaki Görüşmeleri ve Değerlendirmeleri, İstanbul Bilgi  Üniversitesi Yayınları, 2008.

Minorities in the Criminal Justice System, Contribution of the United Nations Network on Racial Discrimination and Protection of Minorities to the Eighth session of the Forum on Minority Issues, 24-25 November 2015, Palais des Nations, Geneva.

Roderick A. Macdonald, “Access To Justice in 2003- Scope, Scale, Ambitions” (Access to Justice for a New Century ~ The Way Forward sunum metni, Kanada: The Law Society of Upper Canada, 2003).

Sungurtekin Özkan, Meral: “Anayasal Şikâyet ve Adalete Erişim”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ’e Armağan Özel Sayı 2014, s.399-410.

UNDP (2004) Access to justice practice note, access to justice and rule of law, DemocraticGovernance Group, Bureau for Development Policy, UNDP, New York.

United Nations Principles and Guidelines on Access to Legal Aid in Criminal Justice Systems Document (res-olution 67/187)

ATIF YAPILAN MEVZUAT LİSTESİ

Adalet Bakanlığı 2019-2023 Stratejik Planı,  2019.

Adalet Bakanlığı, Yargı Reformu Stratejisi, 2019 .

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950.

Birleşmiş Milletler Ceza Sisteminde Adli Yardıma Erişim İlkeleri ve Ana Esaslar, 30 Kasım 2012.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi 32 Sayılı Genel Yorum, 23 Ağustos 2007.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, 16 Aralık 1966.

Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, 13 Aralık 2006.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme (CERD), 21 Aralık 1965.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 10 Aralık 1948.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 19 Aralık 1979.

Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 18 Aralık 1990.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı, On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023).

×
PREVIOUS
NEXT