İÇİNDEKİLER

Araştırma Kapsamı

Türkiye, son yıllarda siyasi, toplumsal ve ekonomik alanlarda yerel ve küresel aktörlere bağlı olarak ivme kazanan bir dönüşüm geçiriyor. Bu durumu tetikleyen faktörlerin başında gelen küreselleşmenin getirdiği olanaklar ve belirsizlikler hayatlarımızı şekillendirirken, artan kentleşmeyle birlikte gündelik pratiklerimiz ve sosyal ilişkilerimiz de dönüşüyor. Bu dönüşümün merkezindeki siyasi alana yönelik algı ve tutumların değişen kaygı ve beklentiler ışığında nasıl şekillendiği, bu değişimin farklı toplumsal gruplar tarafından nasıl deneyimlendiği ve hayatlarımızdaki yerini kadınların gözünden anlamak ve analiz etmek amacıyla PODEM olarak, Yaşama Dair Vakıf işbirliğinde kapsamlı bir araştırma yürüttük. Ankara’daki Norveç Büyükelçiliği tarafından desteklenen bu araştırmada, toplumsal eşitsizlikler perspektifinden bakıldığında çeşitli alanlarda sorun ve kısıtlamalar yaşayan Türkiye’deki kadınları hedefledik. Bu doğrultuda, Türkiye temsiliyetini gözeten bir örneklemle hem niteliksel hem de niceliksel yöntemlerin beraber kullanıldığı araştırmamız için farklı siyasi görüşlerden, sosyo-ekonomik kesimlerden, coğrafi bölgelerden, etnik ve dini farklılıklardan kadınlarla bir araya gelerek görüşmeler gerçekleştirdik.

Elinizdeki çalışma, günümüzde siyasi alanın Türkiye’de yaşayan kadınlar tarafından nasıl tanımlandığı, yorumlandığı ve yaşandığına dair keşfedici özellikte bir araştırma kurgusuna dayanıyor. Bu bakış açısıyla dizayn ettiğimiz araştırmada görüştüğümüz kadınlardan önce siyaset kavramını kendi pencerelerinden değerlendirmelerini istedik, ardından kendi hayatlarıyla ilişkilerini, gündelik yaşantılarını, karar ve müzakere süreçlerine katılımlarını sorduk. Siyaseti etkilemek ve şekillendirmek konusunda önemli bir toplumsal grup olan kadınları farklılıkları ve benzerlikleriyle anlamak, beklenti ve taleplerini analiz etmek hedefiyle, kadınları kendi hikayelerinden dinlemeyi, Türkiye’ye, Türkiye’nin siyasi atmosferine ve son dönemde ekonomi, siyaset alanında yaşanan önemli değişikliklere bakışlarını anlamayı amaçladık. Kadınların siyaset alanıyla ilişkisini sadece niceliksel temsiliyet verileri üzerinden değil, sosyal ilişkilerinde, gündelik hayat pratiklerinde, aile ve yakın çevreleriyle ilişkilerinde, iş hayatlarında, kendilerine ayırdıkları zamanlarda, aldıkları ve bazen alamadıkları kararlarda, sadece karar vermek değil, karara giden yoldaki müzakere süreçlerindeki rolleriyle birlikte farklı boyutlarda irdeledik. Alanında farklılaşan bir çalışma kurgusuyla, bugünün Türkiye’si ve dinamiklerinin hızla değiştiği siyasi ortamında kadınların siyaseti nasıl yorumladığı, yaşadığı ve siyasetle nasıl ilişki kurduğuna dair kapsayıcı ve diğer çalışma başlıklarına ve araştırma sorularına alan açıcı olmasını umduğumuz bir çalışma yürüttük.

Araştırma İçeriğinin Kurgulanması

Gerçekleştirdiğimiz görüşmeler sırasında incelenen konu başlıklarının belirlenmesi esnasında Türkiye’de bu alanda gerçekleştirilen önceki araştırmalara yönelik bir arka plan çalışması gerçekleştirdik ve araştırmanın içerik kurgusunda oldukça yol gösterici olan bir uzman çalıştayı düzenledik (bknz. Metodoloji). Uzman seviyesindeki katılımcılarının deneyim, öncelik ve gözlemleri doğrultusunda şekillenen ve hazırlık çalışması mahiyetindeki toplantıda, farklı siyasi ve toplumsal eğilimleri olan kadınların algı ve tutumlarına odaklanırken bugünün Türkiye’sinde hangi başlıklara bakmanın anlamlı olacağını ve araştırmanın hangi ihtiyaçlar doğrultusunda kurgulanması gerektiğini irdeledik.

Bu doğrultuda, araştırma ekibinin ön literatür çalışması sonucu önerdiği başlıklar – (1) Siyasi kültür; siyasete ilgi, katılım ve farklı görüşlere tolerans, (2) Gündelik hayata katılım ve siyasi tutumlar, (3) Toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri (aile, çalışma hayatı, kültürel yapılar vb.), (4) Türkiye’nin toplumsal, ekonomik ve siyasi meselelerine bakış – üzerinden araştırmanın hedefleyeceği alt başlıkları; soruları ve metodolojisi üzerine tartıştık.

Alınan öneriler ve değerlendirmeler ışığında çalışmanın bütününde odaklanacağımız konu başlıklarını aşağıda detaylandırdığımız şekilde kurguladık:

  1. Siyaset ve siyaset algısı: Siyasetin (hem makro seviyede profesyonel siyaset alanının hem de mikro seviyede genel/gündelik siyaset alanının) kadınların hayatındaki karşılığı; hayatlarındaki yeri ve önem derecesi, siyaseti kendilerine ne kadar yakın hissettikleri; kadınların siyasette “kadının” yerini nasıl gördüğü; hangi konuları siyasete dahil ettikleri ve dışında bıraktıkları; siyasetin toplumu ve özel olarak kadınları nasıl konumlandırdığı ve kadınlara nasıl yaklaştığı.
  2. Siyasetle ilgili karar ve müzakere süreçleri: Kadınların siyasete katılıma karşı ilgisi; siyasette kadın temsiliyeti üzerine değerlendirmeleri, siyasete katılım araçlarını nasıl tarif ettikleri; yerel siyasetle etkileşim, merkezi ve yerel siyaset arasındaki ilişkinin nasıl görüldüğü; kadınların siyasi aşamalarda karar sürecine katılımı ve aile ile sosyal çevrenin etkisi; siyaset algısı ve algının karar süreçlerine yansımaları.
  3. Gündelik hayat pratikleri ve karar süreçlerine katılım: Sınıfsal ve sosyo-ekonomik farklılıklar gözetilerek kadınların gündelik hayatlarında aldıkları kararlar ve müzakere süreçlerinde kendilerini nasıl konumlandırdıkları; hangi konulara ve süreçlere etkin katılabildikleri veya sınırlı kaldıkları. Bununla birlikte karar süreçlerine katılım aşamasında gündelik yaşam deneyimleri, çalışma hayatı, aile yaşantısı (kadınlık ve annelik deneyimleri) ve ekonomik ilişkiler.
  4. Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve ekonomik meselelerine bakış: Ülkenin güncel meselelerine yönelik çeşitli kesimlerden kadınların düşünceleri, olumlu ve olumsuz buldukları konu alanları ve siyasi mekanizmaların uyguladığı politikalara ilişkin yorumları.
  5. Gelecek tasarımları ve kaygılar: Kadınların hem bireysel hem de aile üyelerine (örneğin çocukları) yönelik gelecek beklentileri ve kaygılarının neler olduğu; hangi alanlarda farklılık ve benzerlik taşıdıkları ve siyasetin beklentileri karşılayabilmedeki potansiyeli ve rolünü nasıl değerlendirdikleri.
Metodoloji

Türkiye’de kadınların siyaset algılarını farklı boyutlarda ölçümlemeyi hedeflediğimiz bu çalışmada, nicel ve nitel araçları bir arada kullanıp, bu araçların yanı sıra Bulanık Bilişsel Haritalama (FCM) araştırma modeline de yer verdiğimiz kapsamlı bir metodoloji tercih ettik. Araştırmayı iki temel evrede gerçekleştirdik:

Keşif Çalışması

Keşif çalışmasını, Türkiye’de ve dünyada kadınların siyasete yönelik algı ve tecrübelerini araştırmak ve analiz etmeye yönelik bilgi birikimini açığa çıkarmak amacıyla yürüttük. Bu aşamada üç temel araç kullandık:

Literatür taraması: Literatür taramasıyla hedeflenen, Türkiye’de ve dünyada kadınların siyasete bakışlarına, algılarına ve deneyimlerine odaklanan çalışmaların derlenmesi ve bu çalışmalar üzerinden siyasette temsili incelemeye yönelik eğilim ve anlayışların derlenmesidir.

Uzman çalıştayı: Kadın çalışmaları ve toplumsal cinsiyet araştırmaları alanlarından uzmanlar, hukuk, siyaset, güvenlik, ilahiyat, sosyoloji, antropoloji ve medya alanlarında çalışan akademisyen ve uzmanlarla birlikte sivil toplumdan isimlerin katıldığı toplantıda, araştırmanın temel yaklaşımına yönelik bir hazırlık gerçekleştirildi. Bu hazırlık, siyaset kavramı ve karar mekanizmalarına katılım bağlamında çalışmanın hem kapsamının hem de yönetiminin belirlenmesi aşamasında önemli katkı sağlamıştır.

Derinlemesine görüşmeler ve bulanık bilişsel haritalama çalışması: Farklı toplumsal kesimlerden, yaş gruplarından ve anne olup olmama durumlarına göre dağılımına dikkat ederek, 84 kadınla ortalama 60 ila 90 dakika arasında süren derinlemesine görüşme ve bu derinlemesine görüşmeler sırasında bulanık bilişsel haritalama çalışmaları gerçekleştirdik. Bulanık bilişsel haritalama, birey ve organizasyonların karşılaştıkları problemleri yapılandırması ve analizi için ortaya çıkmış, var olan bir sistemin ya da bir kavrama yönelik algı ve yaklaşımların değişkenleri arasındaki nedensel ilişkileri üzerinden sistemin dinamik davranışını modellemeyi hedefleyen bir araştırma tekniğidir. Bulanık bilişsel haritalama, değişkenleri temsil eden düğümler ve değişkenler arasındaki nedensel ilişkileri temsil eden yönlü oklardan oluşur.

Nicel Evre

Nicel araştırma kapsamında, kadınların siyasete ve karar mekanizmalarına yönelik algıları, siyasete ve bu mekanizmalara katılım pratiklerine yönelik yaklaşımlarına dair veri toplamayı amaçladık. Bu kapsamda, 12 şehirde 2832 kadınla yüz yüze anket çalışması gerçekleştirdik. Araştırmanın evreni, TÜİK’in 2018 nüfus verilerine bakılarak 40.863.902 olarak hesaplanmıştır (Nüfus içerisindeki kadınların oranı). 2832 anketlik örneklem bu nüfusu 1,9 hata payıyla ve yüzde 95 güven aralığıyla temsil etmektedir. Örneklem, Türkiye’nin genç nüfusunu olabilecek en üst seviyede temsil etmek için kotalar dahilinde rastgele seçilen bireyleri içermektedir. Anketler, Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasının (NUTS1) ilk düzeyindeki 12 bölgeden seçilen 12 şehirde yapılmış ve şehirlerde yapılan görüşme sayıları şehrin nüfusunun bölgeye oranı dikkate alınarak dağıtılmıştır.

Araştırmanın yürütüldüğü şehirler: İstanbul, Çanakkale, İzmir, Bursa, Ankara, Adana, Kayseri, Samsun, Trabzon, Erzurum, Van ve Diyarbakır.

Örneklem seçiminde kullanılan kotalar aşağıda sıralanmıştır:

  • Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (NUTS1)
  • Yaş (18-29, 30-49, 50-64)
  • Siyasi Parti (AKP, CHP, MHP, HDP, İYİP ve diğer)
  • SES / Sosyo-ekonomik Statü (A, B, C, D, E)

Nicel evre sürecinde, kapsamlı bir şekilde yapılandırılmış bir anket formu hazırlanmış, derinlemesine görüşmelerden elde edilen farklı dönüşler ve başta gerçekleştirilen literatür taraması kapsamında karşılaşılan farklı çalışmalarda ele alınan ve öne çıkan sorular soru formuna yansıtılmıştır. Görüşmeler tablet bilgisayarlar kullanılarak (Bilgisayar Destekli Yüz yüze Görüşmeler) yapılmış ve yaklaşık 40 dk. sürmüştür. Anketten elde edilen veriler kodlanarak veri tabanına dahil edilmiştir. Veri analizi ve yönetimi için SPSS, Microsoft Excel ve temel yazılım programları kullanılmıştır.

Derinlemesine Görüşmelerden İzlenimler

Siyasi Alana Bakış

Araştırmada kullandığımız yöntem ve sorularımızın içerik sıralamasında öncelikle siyasete dair algı ve hissiyatları keşfetmeyi hedefledik. Bu kapsamda katılımcılara hem derinlemesine mülakatlarda hem de anket çalışmasında ilk olarak siyasetin anlamı, siyaset dediğimizde akıllarına gelen kavramları, kelimeleri ve fikirlerini sorduk.

→ Siyaset dendiğinde aklınıza neler geliyor sorusuna cevap olarak “gündelik hayattaki her şey”, “hayatın akışını etkileyen her şey”, “dünyanın terazisi”, “hayatımı etkileyen her şeyin güncel düzlemdeki karşılığı”, “ülke içerisinde ve ülkeler arasında güç dengesi” gibi siyasetin hayatın her alanına etki eden bir olgu olarak tarif edildiğini ve siyasetin gündelik hayata etkisine dair farkındalık seviyesinin yüksek olduğunu gördük.

→ Derinlemesine görüşmelerde ve bulanık bilişsel haritalama sırasında, siyasetin anlamı ve itibarına dair sorduğumuz sorularda öne çıkan eğilim, görüşmecilerin çoğunun siyaseti öncelikli olarak olumsuz kavramlarla nitelendirmesi oldu. Siyasetin “kavga, karmaşa ortamı” olduğu ve siyasi alanın “adaletsizlik”, “hırsızlık”, “riyakarlık”, “yalancılık”, “samimiyetsiz”, “kendi çıkarlarını düşünerek hareket etme”, “kutuplaşma” ve “çatışma” kavramlarıyla resmedildiğini belirtebiliriz. Yapılandırılmış anket çalışmasında da kadınların %55’inin günümüzdeki siyasi gerilimlerden rahatsız olduklarını anlıyoruz.

→ Diğer taraftan, demokrasi, özgürlük ve düzen kavramları siyasete dair itibarı artıran faktörlerin başında geliyor. Siyasetin olumlu yönlerine dair fikirlerini belirten kadınlar siyasetin bir araç olarak kullanılması gerektiğine referans veriyorlar. Bu kapsamda siyasetin hangi amaca hizmet ettiği ve vatandaşa yaklaşımının bakış açılarını etkilediğini ve siyasetin bir araç olarak insanların yaşamlarını olumlu şekilde etkilemesi gerektiğini vurguluyorlar.

→ Derinlemesine görüşmeler sırasında siyasetin gündelik hayata olumlu yönde etkisinden az da olsa bahseden görüşmeciler özellikle iki konunun altını çiziyorlar. İlk olarak, sağlık hizmetlerindeki iyileşmeye değinen kadınlar, ikinci olarak başörtüsü yasağının kaldırılması konusunun hayatlarında önemli bir dönüm noktası olduğunu dile getiriyorlar.

Siyaset ve Toplum Arasındaki İlişki

  • Siyasetin gündelik hayata etkisi bağlamında hem mekânsal hem de sosyal ilişkiler ön plana çıkıyor. Çalışma hayatında, aile yaşamında, ekonomik alanda siyasetin etkisini birebir hayatlarında yaşadıklarını anlatan kadınlar, özellikle bugünlerde siyasetin maddi sıkıntılarına ve ülke ekonomisine olumsuz etkisine dair görüşlerini paylaşıyorlar.

 

  • Anket çalışmasında da öne çıktığı üzere, siyaset hayatımı etkiliyor diyenlerin oranı %39,7 iken, siyaset sorunlarımızın çözümünde etkili olamıyor diyen kadınların oranı %38,6.

 

  • Toplumun siyasete bakışına dair derinlemesine görüşmelerde öne çıkan eleştiri noktası toplumun önemli bir grubunun siyasete fanatiklikle yaklaşması olarak dile getirildi. Bu kapsamda toplumun fikirlerden veya elde edilen siyasi kazanımlardan çok siyasi figürler üzerinden siyaseti değerlendirmeleri ve siyasi alanın da parti liderlerinin söylemleri üzerinden kurulmasını eleştirdiler.

 

  • Türkiye’deki siyasi alanın toplum gözünde değişimine referans verirken, derinlemesine görüşmelerde AK Parti seçmenleri arasında öne çıkan bir diğer görüş ise geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında, siyasetin bugün toplum için daha ulaşılabilir olduğu yönünde.

“Toplumda herkesin siyasetle bir ilişkisi var. Gündelik hayatın içinde. Eskiden siyaset elit bir şeydi, ulaşılmazdı, şimdi siyaset mahalleye indi.” (Çalışmayan, Anne, 53 Yaş, AK Parti seçmeni)

“Önceden hizmet yoktu. Şimdi beğenmediğin bir şeyi şikâyet edebiliyorsun. Bunun için kurulmuş yerler var. Devlete ulaşmak daha kolay. Aradaki duvar kalktı yani. Daha iyi olabilir tabii ama iyi yani.” (Çalışmıyor, Anne, 44 yaş, AK Parti seçmeni)

 

Siyaset Vatandaşı Nasıl Görüyor?

  • Derinlemesine görüşmelerde siyasetin toplumun ve vatandaşın taleplerine cevap vermediği yönünde farklı siyasi tercihlerden kadınların ortaklaştığını belirtebiliriz. Siyasetçilerin halkın taleplerini dikkate almaktan çok kendi çıkarlarını gözettiklerine dair geniş bir algı var.
  • Bu alanda öne çıkan bir diğer görüş ise siyasi eğilimleri fark etmeksizin görüştüğümüz kadınların çoğunluğu siyasetin vatandaşlara oy kaygısı çerçevesinden baktığı ve sadece seçim zamanlarında vatandaşla ilişkilerini güçlendirmeye çalıştıkları yönünde oldu.

Siyaset Kadınları Nasıl Görüyor?

  • Derinlemesine görüşmelerde öne çıkan eğilim kadınların siyasette “göstermelik” olarak yer aldığı, ciddiye alınmayan, seçim dönemlerinde temsili olarak değerlendirildiği yönünde. Bu görüşlerden hareketle kadınların siyasette yeterli seviyede etkin ve aktif olamadıklarını belirtiliyor.

“Siyaset kadınları pek görmüyor, sus payı veriyor. Bakan olarak atıyor ama erkek hegemonyası devam ediyor.” (Çalışan, 28 Yaş, CHP seçmeni)

“Kadınlara avutulması gereken varlıklarmış gibi bakıyor, yeterince ciddiye almıyor.” (Öğrenci, 24 Yaş, AK Parti seçmeni)

“Mesafeli yaklaşıyor. Sadece sayı olsun diye kadın milletvekili var, başka bir önemi yok.” (Çalışan, 24 Yaş, CHP seçmeni)

 

Gündelik Hayatta Siyaset

  • Mahalle hayatında özellikle son dönemde siyasetin gündeminde olan imar affı, kentsel dönüşüm, tapu ve belediye hizmetleri gibi konular gündelik hayatlarını direkt etkileyen konular olarak ön plana çıkarken, sokak duvarlarındaki afişler, sokakların temizliği, sokak hayvanlarının durumu gibi alanların da siyasetle bağdaştırıldığını gördük.

 

  • Görüştüğümüz kadınlara “bir markette sizce neler siyasetin konusudur” diye sorduğumuzda ürünlerin fiyatları, kalitesi, çeşitliliği, gıda güvenliği meseleleri öne çıkan başlıklar oldu. Ayrıca siyasi bir gösterge olarak da o markette veya bakkalda satılan gazetelerin çeşitliliği, hangi gazetelerin satıldığı veya satılmadığı, eğer markette bir televizyon varsa burada hangi kanalın açık olduğu ve müşteri profili gibi detaylar gündelik hayatta kadınlara siyaseti çağrıştıran alanlar olarak nitelendirildi.

 

  • Gündelik hayatlarında siyaset hakkında konuşup konuşmadıkları veya tartışmalara katılımlarını sorulduğunda görüşmecilerin çoğu, siyasi parti eğilimleri fark etmeksizin, sadece kendi görüşlerine yakın ve güvendikleri yakın çevreleriyle siyasi konular hakkında konuştuklarını belirttiler.

Siyasette Yer Almak ve Siyasete Katılmak Hakkında

  • Gündelik hayata yoğun etkilerinden ve görünürlüğünden konuşulmasına karşın, siyasetin içinde yer aldığını düşünenlerin sayısı derinlemesine görüşmelerde ve anket çalışmasında görece az sayıdaydı. Derinlemesine görüşmelerde siyasetin içinde yer aldığını düşünenlerin çoğu özellikle seçim zamanlarında siyasetin bir parçası olduklarını belirttiler. Anket çalışmasından çıkan bulgularda da “kendimi siyasetin dışında hissediyorum” diyenlerin oranının %37,6, kararsız kalanların sayısının da %35,6 olduğunu görüyoruz.
 
  • Derinlemesine görüşmelerde, siyasete katılmak için bir şeyler yapar mıydınız veya siyasete girmek ister miydiniz sorularına katılımcılardan siyasi parti tercihleri fark etmeksizin olumsuz cevaplar aldık. Kadınların siyasete ilgili olmalarına rağmen kendilerini siyasete girebilecek donanımda görmedikleri ve kendilerini yetersiz buldukları konusunda ortaklaştıklarını söyleyebiliriz.

“Hayır, benim yapabileceğim bir şey değil.” (Çalışan, Anne, 34 yaş, AK Parti seçmeni)

“Siyasi bilgi donanımım olmadığı için siyasete girmek istemezdim.” (Çalışan, Anne, 32 yaş, AK Parti seçmeni)

  • Siyasete katılım konusunda kadınların isteksizliklerinin altında yatan önemli bir diğer neden olarak ise bugünkü siyasi atmosfere dair görüşleri yer alıyordu. Hem CHP hem de AK Parti seçmenleri arasında ortaklaşan bir görüş olarak kadınlar bugünkü siyasi atmosferden memnun olmadıklarını ve bu nedenle siyasete girmek istemeyeceklerini, bu alanın bir nevi “kurtlar sofrası olduğu”, “her daim uyanık olmak gerektiği” ve ayrıca “kadının bu ortamda değersiz görüldüğü” nü belirttiler.

“Eğitimim ve annelik tecrübemle siyasete girmek isterdim ama çevrem cahillerle dolu olduğu için ortamım buna müsait değil. Kadını değersiz görüyorlar.” (Çalışıyor, Anne, 38 yaş, AK Parti seçmeni)

“İstemem. Ben beceremem çünkü siyasete girmek demek yalanı, liyakatsizlik yapmayı göze almak demek. Kurtlar sofrası.” (Öğrenci, 25 yaş, CHP seçmeni)

“Hayır, mizacım uygun değil. Her an uyanık olamayabilirim.” (Çalışan, Anne, 39 yaş, AK Parti seçmeni)

  • Derinlemesine görüşmeler esnasında ailelerinden bir kadının siyasete girmesini destekler misiniz sorusuna cevaben kadınların çoğundan “desteklerim” cevabını aldık.
  • Diğer bir taraftan “desteklemem” cevabını verenler ise siyasetin korkulması ve girilmemesi gereken bir alan olarak tanımlayıp, sadece kadın değil, erkek bile olsa siyasete girmelerini desteklemeyeceklerini belirttiler.
Yerel Yönetimler

Anket çalışmasında belediyelerin siyaset alanında önemli olduğu görüşü %57’lik bir oranda destek bulurken, söz konusu yerel ve merkezi siyaset arasındaki ilişki derinlemesine görüşmelerde en çok üzerinde durulan ve eleştiri konusu olan bir alan olarak öne çıktı.

  • Kadınlar yerel yönetimlerden bahsederken, siyasi partilere ve belediyeye verilen oyların hizmet kalitesine etkisinden söz ettiler. Seçimlerde partiye verilen oyların belediyelerin hizmet kalitesini ve içeriğini etkilediği, eğer farklı partiye oy çıkarsa belediye hizmetlerinin buna göre kötüleştiği veya iyileştiğini ve bu durumun böyle olmaması gerektiğini belirttiler.

“Bizim buradaki belediye sadece kendi partisine oy verenleri ciddiye alıyor mesela, biz dışlanıyoruz. Şurada yokuşun orda merdiven var, çocuk arabasını aşağıya kadar indiremiyoruz, kaç kere dilekçe yazdık, gittik belediyeye, bir kere bile cevap vermediler, düzeltmediler.” (Çalışmayan, Anne, 53 yaş, AK Parti seçmeni)

“Yani yerel yönetim kendine oy gelmiş bölgelerden daha çok oraya hizmet veriyor. Ayrım yapıyor. Yeni faaliyetlerde bulunmuyor. Olanı idare ediyor sadece, yapılmış geleni devam ettiriyor.” (Çalışan, Anne, 44 yaş, CHP seçmeni)

  • Belediyelerin özellikle şu anki konumlarından daha güçlü olmaları gerektiğini belirtirken genel algı güçsüz konumda oldukları ve merkezi siyasi birimlerin etkisi altında kaldıkları yönünde. Yerel yönetimlerin merkezi siyasetin ve parti siyasetinin bir parçası olmaması gerektiği ve hizmetlere odaklanması gerektiği görüşü farklı parti seçmenlerinin üzerinde ortaklaştığı bir mesele.

“Yerel ve merkez arasında pragmatist bir ilişki var, faydaya dayalı bir anlayış var. Hizmetlerde eksiklikler var, belediyeler siyasete çok fazla dayanıyor. Odak noktaları yanlış. Yerel yönetimler merkezi siyasetin elinde maşa gibi.”

  • Anket çalışmasında yereli meclis siyasetiyle karşılaştırmaları istendiğinde, kadınlar arasında önemli bir çoğunluk belediyelerin ve hizmetlerinin meclis siyasetinden daha değerli ve mühim olduğu görüşüne katılıyorlar. Derinlemesine görüşmelerde de yerelin gündelik hayattaki önemine vurgu yapan kadınlar, yerel yönetimlerin vatandaşa daha fazla önem verdiği konusunda hemfikirler.
Gündelik Hayat: Pratikler ve Karar Süreçlerine Katılım

Araştırmanın gündelik hayata odaklanan bölümünde, kadınların bir yandan günlük hayatın akışına nasıl dahil olduklarına; bu rutin içerisinde benzeşen ve farklılaşan deneyimlerinin neler olduğuna ve diğer yandan gündelik hayatta daha mikro seviye tanımlanabilecek karar ve müzakere süreçlerine katılımlarına ve bu süreçlerdeki rollerine odaklanmayı hedefledik.

 “Kadın” ve “Annelik” Algısı

  • Gerçekleştirdiğimiz derinlemesine görüşmeler ve yapılandırılmış anket çalışmasında katılımcıların öncelikle “kadın” ve “annelik” kavramlarını algılayış biçimlerini inceleyerek gündelik hayatta kendilerini nasıl konumlandırdıklarını anlamaya çalıştık. Katılımcıların “kadın” algısında öne çıkan anahtar kelimelerin “fedakârlık,” “güç/mücadele,” ve “annelik” olduğunu gözlemledik. Kadınlar, “güç” ve “mücadeleyi” hem bireysel hem de toplumsal hayatta karşılaştıkları zorluklarla başa çıkabilme ve özveride bulunma ile ilişkilendirirken, öte yandan toplum içerisinde güçsüz olduklarına dair algının da var olduğunu ve bu algının önyargı, eşitsizlik ve değersizleştirmeyi beraberinde getirebildiğini dile getiriyorlar.
  • Görüştüğümüz kadınların bir kısmı kadın kavramını sorgularken kadınlara atfedilen toplumsal cinsiyet rollerine eleştirel yaklaşarak toplumsal rollerin ve özellikle ailevi sorumlulukların paylaşımında bir seviyede haksızlığa uğradıklarına yönelik hissiyatlarını paylaşıyorlar. Ekonomik olarak eşlere bağlı kalmak da benzer şekilde kadın olmanın olumsuz çağrışımları arasında kendini gösteriyor.

“(Kadın olmak) her hal ve şartta ayakta kalabilme gücüne sahip olmak demek. Kadınlardan toplumsal beklentilerin çok fazla olduğunu düşünüyorum ama bir yandan da o kadar özgürlük alanı sağlanmıyor. Toplumumuzdaki kadına atfedilen geleneksel şeylerle çok barışık olmadığı[m]ı düşünüyorum. Mesela çalışan kadın ve e[v] kadını arasında yapılan ayrımcılıktan haz etmiyorum. Geleneksel rollerden haz etmiyorum.” (Çalışmayan, Anne, Yaş 34)

“Kadın olmak doğuştan gelen bir mağduriyet gibi. Daha doğarken ikinci sınıf bir varlık gibi dünyaya geliyoruz. Bütün dünyada böyle.” (Çalışan, Evli olmayan, Yaş 21)

  •  “Annelik” kavramının nasıl algılandığını incelediğimizde ise, kadınların annelikle birlikte doğrudan üstlendikleri toplumsal rolü öne çıkardığını fark ediyoruz. Anneliğin kadınlara “hayat veren kişi” rolünü kazandırdığını ve dolayısıyla kadınların topluma karşı “sorumlu” bireyler olduklarını söyleyerek toplumsal hayatta etkin rolleri olduğunu vurguluyorlar. Kadınlar, annelik deneyimlerini paylaşırken “bir şeyleri iyileştirme,” ve “üretmek” gibi anneliğin yine toplumsal odağını vurgulayan özelliklerinden bahsediyorlar. Bunların yanı sıra, kadının “anne” olarak yeni bir kimlik kazandığı görüşü öne çıkıyor.

“Anneliğin istifası yok; ağır bir sorumluluğu kabul etmiş oluyoruz ve kimliğe dönüşüyor.” (Çalışan, anne, 39)

  • Görüşmeler sırasında daha çok 18-29 yaş aralığındaki genç kadınların ise, anneliğe toplum tarafından atfedilen kutsallığın ve yüceltici dilin kadın olmayı ikinci plana atabildiği görüşünü paylaştığını ve anneliğin toplum nezdinde idealleştirilmesine eleştirel yaklaştıklarını gözlemliyoruz.

“Anne olmak karşılıksız sevgiyi çağrıştırıyor, ancak aşırı seviyede tek tipleştirilmiş bir kavram, her annenin aynı olmasını bekleyemezsiniz.” (Çalışan, evli olmayan, 25 Yaş)

“Bu kadar kutsanması yanlış. Kadın ve anne olmak aynı şeyler değil. Ayrıca, bir baba ne kadar sorumluysa anne de o kadar sorumlu olmalı.” (Öğrenci, evli olmayan, 25 Yaş)

Karar Süreçlerine Katılım

Ev hayatı ile ilgili kararlar

→ Gündelik ev hayatına baktığımızda görüştüğümüz kadınların çoğunun aslında gündelik akışın tam merkezinde olduğunu ve bu devinim içerisindeki ev idaresi ve ailevi sorumlulukların önemli bir kısmını üstlendiklerini ve ev hayatıyla ilgili kararların alınmasındaki rollerinden çok bu kararların uygulanmasındaki rollerinin görünür olduğunu anlıyoruz. Bu bulguya ulaşırken ise “Bir gününüz nasıl geçer, sabah kalktıktan akşama kadar neler yaparsınız” sorusuna cevaben bizle paylaştıkları anlatılar ışık tutuyor. Çalışma durumu fark etmeksizin özellikle anne olan katılımcıların anlatılarındaki ailevi ve evle ilgili sorumlulukların öne çıktığına dair benzerlikler görüyoruz.

“Sabah çocuklarımla beraber uyanırım, kahvaltılarını hazırlarım, kendim orada bir şeyler yerim, çayımı içerim, mutfağı toplarım, evi toplamaya çalışırım, çocukları oyalayabileceğim aktiviteleri yapmaya çalışırım, kızımı okula yollarım, oğlum ben ev işlerini yaparken genelde yanımda olur, öğle uykusuna yatırırım oğlumu, o sırada yemek pişiririm ya da bir şeyler izlerim, kendime vakit ayırırım ya da ayıramam, kızım gelir, kızımın karnını doyururum, eşim geldikten sonra onunla biraz vakit geçirirler, çizgi film açarız, kızımı babası oğlumu ben uyuturum, hala enerjim varsa kendime vakit ayırmaya çalışırım.” (Çalışmayan, Anne, 34 Yaş)

“Sabah 6.30’da uyanıyorum. Ana sınıfı öğretmeniyim, mesaim öğlen başlıyor. Sabah çocukların uyanması ve okula hazırlığı ile geçiyor. Okula gitmeden ya da akşam eve döndüğümde yemek işlerimi hallediyorum. Sonra yine akşam tüm vakit çocuklarla geçiyor.” (Çalışan, Anne, 39 Yaş)

→ Gündelik hayatta ev işlerinin paylaşımı söz konusu olduğunda anket çalışmasının sonuçlarına göre evli katılımcıların %39’unun eşlerinin ev işlerine yardım etmediği sonucuna ulaşıyoruz. Yardım eden eşler ise en görünür oranda tamir işlerine ve çöpleri dökme/dışarı çıkarma işine destek oluyor. Ekonomik faktörlerin devreye girdiği market alışverişi ve seyahat organizasyonu gibi konularda ise bireysel davranmaktan ziyade eşleriyle ortak hareket ettikleri göze çarpıyor.

→ Hane halkına yönelik kararlarda görüştüğümüz kadınlar, demokratik bir ortamın sağlanmasını önemsediklerini ve (evliyseler) eşleriyle ortak karar almaya çalıştıklarını söylüyorlar. Ancak karar alma süreçlerinde yukarıda da örneklendirdiğimiz gibi özellikle bütçesel konularda erkeğin daha baskın geldiği durumlarla karşılaşmanın olağan olduğu belirtiliyor.

“Genel olarak demokratik bir ailede büyüdüm, fakat maddi konular söz konusu olduğunda nihai kararı alırken daha çok para kazananın sözü daha çok geçiyor. Önceden babam hepimiz adına karar alıyordu; şimdi ben ve kardeşim de söz alıyoruz, annem bütçe konusunda daha arka planda.” (Çalışan, evli olmayan, 31)

Bireysel hayata dair kararlar

→ Kişisel kararlar söz konusu olduğunda katılımcılar, kısa vadeli kararları daha kolay alabildiklerini ve uygulayabildiklerini öne sürüyorlar. Ev ya da çocukla ilgili kararların daha kolay hayata geçirildiği dile getirilirken kişisel konularda karar alma sürecinin daha uzun ve zor olduğundan bahsediliyor. Bu noktada, anlatılarda kadınların bireysel hayatlarında tam anlamıyla söz sahibi olamadıkları durumlarla karşılaştıklarını ve karar alma ve uygulama süreçlerinde ailevi ve ekonomik faktörlerin belirleyici olduğunu anlıyoruz.

“Tam olarak ben değilim. Çünkü bir kursa gitmek istedim ama iş aramam gerektiği için gidemedim. İş de bulamadım. Bu durum benim için olumsuz. Çünkü kursa kayıt olmanın belli bir zamanı var ama kaçırdım yani. İki senedir bu oluyor. Bir iş başvurusuna bulundum, kursun zamanı geçti. Eşimin düşüncesini de alıyorum. Bazen fedakârlık yapıyorum. Kendimi kesin yetkin görmüyorum ailemi düşündüğüm için.” (Ev hanımı, anne, 43)

→ Karar alırken deneyimlenen zorluklara karşı geliştirilen yöntemler ise çeşitlilik gösteriyor. Özellikle evli kadınlar arasında kararlarını erteleyerek zamana bırakmayı tercih edenler olduğu gibi bazı kadınlar eşlerine ısrarcı davranıp ikna eğilimi gösterebiliyor.

“Bizim adam karşı çıkıyor bazen söylediklerime, o zaman sessiz kalıyorum, bekliyorum. Sessizlikle çözülebiliyor bazı şeyler.” (Çalışan, anne, 64)

“Çok kolay olmuyor, müzakere etmemiz gerekiyor genelde. Örneğin ayrı bir eve çıkmak istiyorum, bu konuda mesela biraz zorlanıyoruz anlaşmakta […] Müzakere sürecini kısa bir zamana değil de daha [uzun] bir zamana yaymayı tercih ediyorum. Onlara düşünmeleri için fırsat veriyorum.” (Üniversite mezunu, evli olmayan, 24)

“Eşimin istemediği bir şey ise zor karar alabiliyorum. O zaman da çok konuşuyorum ve küsüyorum. Anlamsız şeylere ısrar eden biri değilim, olması gereken bir şey ise kaçınmıyorum ve söylüyorum.” (Çalışan, anne, 28)

→ Kadınların evlilik kararına yönelik davranışlarına anket çalışması üzerinden baktığımızda %53,3’ü kendi kararıyla evlendiğini ifade ederken %39,2’si görücü usulüyle, %7,4’ü ise aileden büyüklerin kararıyla evlendiğini belirtiyor. Rakamlar doğrultusunda kadınların evlilik kararı alırken aile ve yakın çevrenin yüksek seviyede etkili olduğunu söylemek mümkün.

“Çocuktum evlendiğimde, öfkeyle karar verdim.” (Çalışmayan, Anne)

“Toplum senin evlenmen gerektiğini düşünüyor. Aileden gelen bir şey de var bir kere evleneceksin ve bir hayat kuracaksın. Ama temel şey birini seviyorsun, e(v)leniyorsun.” (Çalışan, Anne, 32 Yaş)

Çocukla ilgili kararlar

→ Çocuğa dair kararlarda ve bilhassa eğitim sürecini etkileyen konularda, kadınlar daha aktif rol aldıklarını söylüyorlar. Bununla birlikte eşlerin çocukla ilgili karar alma süreçlerine katılımının çok yüksek seviyede olmadığı dikkat çekiyor. Katılımcılar ayrıca çocukla ilgili kararların daha çok çekirdek aile içerisinde verildiğini ve diğer aile bireylerinin yönlendirme ve etkilerinin çok fazla olmadığını düşünüyor.

 

İş hayatı ve karar alma

→ Çalışma hayatındaki kadınlar iş yaşamlarında kendi sorumluluk alanlarını kapsayan konularda etkin karar alabildiklerini ve uygulayabildiklerini düşünüyorlar. Bunun yanı sıra, çalışma ortamlarında kadın çalışanlara yönelik önyargıların olabildiğini fakat genel çerçevede kadınların söz sahibi olduğu dile getiriliyor.

→ Kadınların faaliyet ve hareket alanının evle sınırlı kalmaması ve iş hayatına katılımlarına teşvik edilmeleri konusunda toplumsal seviyede kullanılan dil ve söylemin oldukça etkili olduğu ifade ediliyor.

Dini görevlilerin kadınlara yönelik dilini sorunlu buluyorum. Çalışmasınlar; ev daha önemli diyorlar. Bir dini alim bunu söyleyince dindar kesimdeki kadınlarda da çelişki yaratıyor; acaba ben yanlış mı yapıyorum diyenler oluyor. Kadının her türlü aktif olmaya ihtiyacı var; evde sürekli kalmak zaman içinde huzursuzluk yaratıyor. (Çalışan, Anne, 39 Yaş)

→ Çalışan ve çocuk sahibi kadınlar arasında kariyer gelişimine yönelik istekler ve anneliğin beraberinde getirdiği sorumlulukların kesişmesi iş ve özel hayat dengesini kurabilmekte zorluklar getirirken çalışma hayatında kadınların bu konudaki beklentilerinin karşılanmasını gündeme getiriyor.

Özellikle evli ve anne olan kadınların çalışma hayatlarında esneklik bulmaları zor oluyor. Mesaiye kalmak bir erkek için daha sorunsuz bir durum; benim eve gitme zorunluluğum oluyor ve bu da hem yöneticimle ilişkimi etkiliyor hem de kariyerimi. (Çalışan, Anne, 36 Yaş)

Mesela sana doğum iznini verirler işte süt izni verirler, haftanın bir günü işe gelmezsin. Oh çok güzel bebeğimle bir gün daha geçireceğim dersin ama mesela o günlerde çok önemli toplantılar olur, işte falan. Sen bunları kaçırırsın. Yani bu tip şeyler. Yine ayrımcılık aslında. (Çalışan, Anne, 28 Yaş)

Türkiye’nin Siyasi, Toplumsal ve Ekonomik Meselelerine Bakış

→ Türkiye’nin genel durumuna farklı alanlardan bakıldığında yapılandırılmış anket çalışması sonuçlarına göre kadınların en çok sağlık sisteminden memnun (%47,7) olduğu görülüyor. Bu oranı belediyecilik (%40,2) ve kentleşme (%40,5) takip ediyor. Katılımcıların memnun olmadıklarını ifade ettikleri ilk üç alan ise sırasıyla ekonomi (%42,5), kadın sorunları (%37,2) ve ifade özgürlüğü (%31,9).

→ Özellikle ekonominin – bir sonraki alt başlıkta da detaylandırıldığı üzere – Türkiye’nin öne çıkan sorun alanı olduğu görüşü hâkim. Bu doğrultuda işsizlik, yoksulluk ve Türkiye’nin genel ekonomik durumu kadınlara göre ülkenin akut problemlerini oluşturuyor. Genç kadınlar işsizliğin ardından kadın sorunlarını, AK Parti, HDP ve İYİ Parti seçmeni ise yoksulluğu önceliyor. MHP seçmeni kadınlar ise yoksulluk ve terör olaylarına eşit bir önem atfederken, CHP seçmeni kadınlar için kadın sorunları öncelik sırasında işsizlikten hemen sonra geliyor.

Ekonomi

→ Derinlemesine görüşmeler ve anket çalışmasının sonuçlarına bir arada baktığımızda, kadınların önemli bir kısmının Türkiye’deki ekonomik gidişatını çoğunlukla olumsuz veya orta derecede değerlendirdiğini görüyoruz. Kadınlar ekonomik zorlukların gündelik hayatlarını etkilediğini ve mevcut durumun 5 yıl öncesine kıyasla giderek kötüleştiğini düşünüyor.

Ekonomik durum çökmüş durumda. Nasıl daha iyi olur, tarımla düzeltirler, faizi düzeltirler, vergiyi düzeltirler. Çok güzel çalışan insanlarımız var. Çalışkan insanlarımız var. Ama emeğini alamıyor. (Çalışmayan, Anne, 64 Yaş, İyi Parti seçmeni)

Çok kritik. Elimizdeki uçup gidiyor, biz nefes alamıyorsak demek ki ekonomi güzel değil. (Çalışan, Anne, 64, Yaş AK Parti seçmeni)

(Ekonomik) kriz yaşıyoruz ve bu gündelik hayatı etkiledi. Siyasi nedenlerden de çıktı bu durum. Özellikle dış siyasette istikrar sağlanmalı. (Öğrenci, 21 Yaş, HDP seçmeni)

→ Ekonomik gidişatta yaşanan sıkıntılar ise (1) iç ve dış siyasette yaşanan gelişmeler; (2) yerel üretim eksikliği ve dışa bağımlılık ile (3) Türkiye’nin dış borçları gibi faktörlere bağlanıyor. Bunlar arasında dışa bağımlılığın azaltılması ve yerel üretiminin artırılması için siyasi aktörlerin daha fazla çaba harcaması gerektiği dile getirilirken ve yeni politika çözümlerinin ekonominin seyrini olumlu yönde etkileyebileceği görüşü öne çıkıyor.

→ Genç istihdamının teşviki; turizme yönelik yatırımlar, özelleştirmenin azaltılması; tüketim ürünlerinde fiyat denetiminin artırılması ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlarda daha fazla politika üretimine ihtiyaç olduğunun altı çiziliyor.

→ Türkiye ekonomisinin seyrine ilişkin yansıtılan olumsuz tabloya karşın, görüşmecilere önümüzdeki beş yıl içerisinde mevcut durumun nasıl devam edeceği sorulduğunda ise umutlu davranarak ekonominin daha iyiye gideceği görüşünü paylaştıklarını görüyoruz.

Dış Politika

→ Bölgesel aktör: Türkiye dış politika alnında özellikle bölgesel seviyede güçlü bir aktör olarak görülüyor (%50,9). Bu ifadeye en çok AK Parti seçmeni, en az HDP seçmeni katılıyor. Bu noktada Türkiye’nin dış politikada “inisiyatif alan taraf olması” ve “tavrını açıkça gösterebilmesi” özelliklerine atıfta bulunuluyor.

→ ABD ve Rusya ile ilişkiler: Türkiye’nin dış politika davranışlarının sık değişkenlik gösterdiği ve bununla birlikte ABD ve Rusya gibi küresel güçlerin uyguladığı politikaların Türkiye’yi etkilediği fikri paylaşılıyor. Katılımcıların belirli bir bölümü Türkiye-ABD ilişkilerinin tutarsız bir zeminde ilerlediğini düşünüyor.

→ Suriye politikası: İç ve dış politika gündemini yoğun şekilde meşgul eden Suriye’deki gelişmelere yönelik Türkiye’nin uyguladığı politikaların pek başarılı bulunmadığı izlenimi ile karşılaşıyoruz. Hükümetin Suriye politikasını başarılı bulanların oranı anket çalışması sonuçlarına göre %27,5. Hükümetin Suriye politikasını başarılı bulan tek seçmen grubu AK Parti seçmeni

→ Avrupa Birliği ile müzakereler: Görüşmeye katılan kadınlar arasında Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik beklenti genel olarak düşük. Üyeliğe olan inanç yaş ilerledikçe azalıyor, siyasi partiler arasında belirgin bir fark olmamakla birlikte bu yöndeki inancın en az olduğu seçmen grubu İYİ Parti seçmenleri. Her ne kadar AB üyeliği halen avantajlı görülse de (%56), AB’nin Brexit başta olmak üzere iç meseleleriyle uğraşması; uzun yıllardır devam eden üyelik sürecinin toplum nezdinde yarattığı bıkkınlık ve Türkiye’nin dini kimliği nedeniyle AB’ye alınmayacağına yönelik inanç genel beklentinin neden düşük olduğunu açıklayıcı nitelikte.

Üyelik meselesi uzadı. Sanki bizim rest çekmemiz hoşlarına gidiyor. AB’nin ne anlam ifade ettiği tartışılır; AB’den çıkmaya çalışan ülkeler varken biz neden girmeye çalışıyoruz ki? (Öğrenci, 21 Yaş, HDP seçmeni) 

AB tartışmalarında hep Müslüman ve Türk olma kavramları öne çıkıyor; onlara ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. AB’nin yükünü sadece Almanya ve Fransa sırtlıyor. (Çalışan, Anne, 39 Yaş, AK Parti seçmeni)

Toplumsal Uzlaşı Alanları

Kürt meselesine bakış

→ Anket çalışmasında Kürt meselesi için çözüm sürecinin yeniden başlaması gerektiğini düşünen kadınların oranı %34,4 iken, bu görüşe katılmayanların oranı bu sayının çok az üzerinde (%35,3). Yaş kırılımları üzerinden bu veriyi değerlendirdiğimizde, gençler çözüm sürecinin başlaması taraftarı iken, bu durum özellikle 50 yaş üstünde tam tersi bir şekilde karşımıza çıkıyor; 50 yaş üstü kişiler çözüm sürecinin yeniden başlamasının karşısında yer alıyorlar. Siyasi parti bazında bakıldığında ise HDP seçmeninin net desteğini görüyoruz, bu oran CHP parti seçmenleri arasında %25,9 iken AK Parti’de %32,2 olarak seyrediyor. AK Parti, CHP ve MHP seçmenleri arasında çözüm süreci konusunda neredeyse %30 civarında seyreden bir kararsızlar grubu da var. Aynı şekilde yaş kırılımına odaklanan veride de neredeyse her yaş grubundan %29-30 civarında kararsız bir kesimin olduğunu belirtebiliriz.

→ Derinlemesine görüşmelerde çözüm sürecine dair sorduğumuz sorulara gelen cevapların özellikle sürecin yönetim aşamasına odaklandığını gördük. Farklı siyasi parti seçmenlerinin bu sorulara cevaplarına baktığımızda, farklı nedenlerle olsa da özellikle çözüm sürecinin genel anlamda o dönemde iyi yönetilmediği, ancak tekrar başlayabilecek bir süreçte önceki dönemden dersler alınması, muhatapların iyi seçilmesi ve toplumsal desteği yaratabilecek demokratik zihniyetin hâkim olacağı bir ortamda yürütülmesi gerektiği gibi görüşler yer aldı.

Düşünüyordum ama başarısız oldular. Daha toplumsal değişimler gerekli (AK parti seçmeni)

Süreç katkı sağlamaz çünkü bizde müzakere/demokrasi kültürü yok (Hdp seçmeni)

Katkısı olmadı yine olmaz. Bu işler iki kişinin yani Erdoğan’la Öcalanın konuşmasıyla olur, konferansla olmaz. Bölgeye iş ve istihdam olanağı sunulmalı. Siyasiler istese dünya cennet olur. (AK Parti seçmeni)

Keşke tekrar başlasa ama önceki süreçten ders alınması gerek (AK Parti seçmeni)

Çözüm süreci için yumuşak bir söylem lazımdı ama olmadı (CHP seçmeni)

Çözüm süreci ülkeye katkı sağlar ama akıllıca yürütülmeli. Şimdiki siyasiler istemiyorlar (Saadet Partisi seçmeni)

Suriyeli Mülteciler

→ Anket çalışmasına katılan kadınların %50,6’sının Türkiye’de hayatını idame ettiren Suriyelilerin varlığından rahatsız olduğunu görüyoruz ve katılımcıların %67,6’sı Suriyeli mültecilere vatandaşlık hakkı verilmemesi gerektiğini düşünüyor. Rahatsızlığın ifadesi hem yaş gruplarında hem de siyasi parti seçmenleri arasında belirgin bir şekilde benzerlik gösteriyor. Rahatsızlığı ifade etme oranı İYİ Parti seçmenlerinde en yüksek, bu oranı CHP ve MHP seçmenleri takip ediyor. Genel itibariyle, katılımcılar çatışma ortamının sona erdirilmesinin akabinde Suriyelilerin evlerine geri dönmesinden yana.

→ Derinlemesine görüşmelerde Türkiye’nin süreç içerisinde attığı adımları olumlu karşılayanlar olurken özellikle annelerin Suriyeli mültecilerin varlığına daha güvenlikçi bir bakış açısıyla yaklaştığı anlıyoruz. Bu bağlamda çocuklarının Suriyeli çocuklarla aynı okulda eğitim görmesinden ve sosyal hayatta giderek iç içe yaşamaktan duydukları rahatsızlığı dile getiriyorlar.

“İnsani olarak acıyorum, bir Türk vatandaşı olarak kızıyorum. Vatandaş ve mülteci arasında gelir adaletsizliği var. Suriyelilere iltimas geçiliyor. Kendi topraklarına dönsünler. Deniz kenarında piknik yapmalarını sevmiyorum mesela.” (Çalışan, Bekar, Yaş 50, CHP Seçmeni)

“Onların sorun olduğunu bazı konularda düşünüyorum. İşsizlik çok üst düzeyde, onlar çok ucuz ücretlere çalıştığı için işveren onları işe alıyor o yüzden. Türk vatandaşların işsizlik oranı artıyor.” (Çalışan, Anne, Yaş 51, AK Parti Seçmeni)

“Çok kötü ya. Bence bir an önce gitsinler ülkelerine yani, biz rahat iyi bir yerde oturuyoruz ama bazı illerde çok büyük zararlar veriyorlar, sürekli doğurganlaştıkları için de gittikçe çoğalıyorlar. Yine yardım etsinler, insanlar mağdur olmasın ama bizim ülkemizde olmasın, gitsinler başka yere. Çünkü uyumsuz insanlar, kavgacı dövüşçüler, bir Avrupa Birliği insanı gibi değiller ki.” (Çalışmayan, Anne, 41 Yaş, CHP Seçmeni)

“Algıyla ilgili sorunlar var. Maalesef dışlanıyorlar. Mültecilik bir haktır, lütuf değil. Dünya’ya bakacak olursak Türkiye gerçekten güzel bir politika izledi. Dil kursları falan çok büyük özveri var. Baya ekmeğimizi bölüştük onlarla. Halk da yönetim de elinden geleni yaptı bence.” (Çalışan, Evli, Yaş 38, Seçmen Tercihi Belirtilmedi)

Adalet Kurumları ve Yargıya Güven

→ Anket çalışması sonuçlarına göre Türkiye’deki hukuk sistemine güven %44,1 iken, kadınların %30,1’in kararsız olduğunu görüyoruz. Derinlemesine görüşmelere bakıldığında da kadınların hukuk ve yargı alanına yönelik eleştirel tutum ve kaygılarının öne çıktığını anlıyoruz.

→ Derinlemesine görüşmelerde siyasi görüşü ve oy verdiği parti fark etmeksizin görüşmecilerin çoğunluğu adalet ve yargı sistemine dair kaygılı olduklarını belirttiler.

→ Bahsedilen kaygıların altında yatan nedenler arasında “yargı ve hukuki uygulamalarda tutarsız ve güven vermeyen kararların çıkabilmesi”; “OHAL döneminde ve sonrasında cemaat yapılanmasının hala bu kurumlarda etkin olduğu” görüşü; “çocuk istismarı konusunda verilen cezaların hafif kalması”, “yargının bağımsızlığına dair kaygılar” ve “hâkim ve savcıların vicdanlarına ve mesleki deneyimlerine değil de siyasi atmosfere göre karar verebildikleri” düşüncesi öne çıkıyor.

“Şu an güvenmiyorum. Çünkü şu an haksız yere birçok insan yargılanıyor. Hukukun haklıyı haksızı ortaya çıkarması lazım ama şu an siyah iplikle beyaz ipliğin birbirine karıştığı bir ülkede yaşıyoruz. Birçok kişi haksız yere işten atılıyor ya da işe giremiyor.” (Çalışmayan, Evli, 30 Yaş, AK Parti seçmeni)

“Adalet yargılayan kişilere bağlı. Hepsi adaletli değil. Hepsi adaletli olsa güveniriz. Ama bizim bilmediğimiz şeyler dönüyor.” (Çalışan, Anne, 46, AK Parti seçmeni)

“Güvenim sıfır. Hukuk, hak koruma konusunda %100 çalışmaz, Herkes kendi kurtarmaya çalıştığı gibi hukuk da öyle. Güçler ayrılığı kalmadı.” (Çalışmıyor, Bekar, Yaş 26, CHP seçmeni)

Başkanlık Sistemine Bakış

→ Anket çalışmasında, katılımcıların %39,7’si “Başkanlık sistemi Türkiye için iyi bir sistem” ifadesine katılırken, %30,9’luk bir kesimin bu ifadeye katılmadığını, %29,4 oranında da kararsız kaldığını belirtebiliriz. Başkanlık sisteminin iyi bir sistem olduğunu belirtenlerin siyasi parti tercihlerine baktığımızda, AK Parti seçmeninin %60,5, MHP seçmeni ise %42,5. SES gruplarından bu veriyi değerlendirdiğimizde ise AB ve C ses grupları bu ifadeye genel ortalamanın altında kalacak şekilde katıldığını belirtirken DE grubu %42,7 ile ortalamanın üzerine çıkıyor.

→ Derinlemesine görüşmelerde ise anket sonuçlarından farklı olarak kadınlardan başkanlık sistemine dair olumlu veya olumsuz yönde belirgin bir eğilimi görmemekle birlikte, aldığımız cevapları kararsızlar, olumlular ve olumsuzlar olarak üçe ayırabiliriz.

  • Kararsızlar grubundakileryeni sistemin olumlu veya olumsuz anlamda değerlendiremediğini belirtirken sistemin henüz oturmadığı, uygulamaların sonuçlarını olumlu veya olumsuz olarak değerlendiremeyeceğimizi ve zamana ihtiyaç olduğunu belirttiler. Bu grupta öne çıkan bir diğer görüş ise geleceğe dair kararsızlık ve belirsizliklere dayanıyor. Başkanlık sistemini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve şimdiki hükümete güvendikleri için kabul ettiklerini ancak ileride gelecek diğer başkanlara ve hükümetlere güven anlamında sistemin nasıl işleyeceğinden emin olamadıklarını dile getiriyorlar.
  • Başkanlık sistemine olumsuz bakan görüşmecilerinodak noktası sistemin “denetleme mekanizmalarındaki zayıflık”,“Türkiye’deki demokrasiyi kötüleştirdiği” görüşü, “üzerine çok düşünülmeden karar verilen ve uygulamaya başlanan” bir sistem olduğu yönündeydi.
  • Olumlu bakanlarınsayısı diğer gruplara görece az da olsa bu görüşmeciler yeni sistemin bürokrasi yönünden daha işlevsel olduğu ve bu sistemde Cumhurbaşkanının daha aktif olmasını vurgu yapıyorlar.

Şu anki yönetim için olumlu ama değişirse olumlu da olabilir olumsuz da. Şu an bulunan hükümet için önünü açan bir durum ama hükümet değiştiğinde başımıza gelecek kişinin, yönetimin iyi niyetli olmaması durumu olursa ülkeyi aşağı çekebilir. (Çalışmıyor, Anne, Yaş 44, AK Parti Seçmeni)

Gayet iyi bir sistem. Tek adam denen kişi yarın yok. Sistemin faydasını yaşayarak göreceğiz. Ama Batı bu sistemi hiçbir şekilde anlamayacak. (Çalışmıyor, Anne, Yaş 53, AK Parti Seçmeni)

 Bir yandan neden olmasın diyorum, bir yandan da Türkiye’nin şu an buna hazır olmadığını düşünüyorum. Bu durumu yönetemeyeceğimizi düşünüyorum (Öğrenci, Yaş 25, CHP Seçmeni)

Gelecek tasarımları ve kaygılar

Beklentiler

→ Derinlemesine görüşmelerde, kişisel beklentiler sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürme ümidine odaklanırken, toplumsal seviyedeki beklentiler arasında (1) adalet ve refah düzeyinin artması; (2) barışın tesis edildiği bir ortamda yaşayabilmek ve (3) savaş mağduru olmamak başlıkları öne çıkıyor.

Yürüdüğüm sokakların aynı kalmasını; savaş mağduru olmamayı ve toprağın bizi beslemeye devam etmesini diliyorum. (Çalışan, Evli, 27 Yaş, CHP seçmeni)

→ 18-25 yaş arası eğitimine halen devam eden kadınların ise kişisel gelişimlerine katkı sağlayacağını düşündükleri bir hayat planı tasvir ettikleri dikkat çekiyor. Lisansüstü eğitime devam etmek, yurtdışı deneyimi edinmek, yabancı dil öğrenmek ve seyahat etmek bu yaş aralığındaki kadınların ortak beklentilerini oluşturuyor.

Sosyal sorumluluk projelerinde yer almak; fotoğrafçılıkta kendimi geliştirmek ve dünyayı gezip fotoğraflamak. (Öğrenci, 23 Yaş, AK Parti seçmeni)

→ Anneler arasında ise çocuklarının daha kaliteli bir eğitim alabilmesi ve çocuklarına daha iyi bir hayat sunabilmek için maddi açıdan refah konuma gelebilme beklentisi ağırlıkta. Özellikle eğitim alanında yapılacak reformların memnuniyetle karşılanacağını ifade ediliyor.

Maddi olarak rahat olmam çocuğuma daha iyi bir hayat sunabileceğim anlamına geliyor benim için. (Anne, Çalışan, 37 Yaş, CHP Seçmeni)

Okullardaki (devlet okulları) eğitim kalitesi ve öğretmen profili mahalli düzeyde değişebiliyor. Çocuğumu daha iyi bir okula yazdırmak için ikametgahımı değiştirdim, örneğin. Bunun dışında okullarda özellikle yabancı dil eğitiminin kalitesi oldukça düşük. Ayrıca çocuklara daha çok uygulamaya yönelik hayata yönelik dersler verilmeli. (Çalışan, Anne, 39 Yaş, AK Parti seçmeni)
Kaygılar

→ Görüştüğümüz kadınların gelecek kaygılarını (1) ülkede istikrarın temini; (2) siyasi gidişatın nasıl ilerleyeceği; (3) güvenlik ve savaş kaygısı; (4) temel hak ve özgürlüklerin korunması ile (5) maddi güçlükler şeklinde başlıklandırmak mümkün.

→ Ekonomik durum Türkiye’nin en önemli sorunu olarak tasvir edildiği gibi katılımcıların geleceğe dair kaygılarının en yüksek olduğu alan. Ekonomik endişeleri eğitime yönelik kaygılar (%55,4) takip ediyor.

→ Yaş grubu bazında bakıldığında benzer şekilde işsizlik ve ekonomi en fazla kaygının hissedildiği alanlar. 50 yaş üstü grupta bu kaygıları savaşlar takip ediyorken, diğer yaş gruplarında eğitim öne çıkıyor. Siyasi parti seçmenleri arasında ise kaygıların ortaklaştığı görülürken, öne çıkan kaygılar arasında belirgin bir farklılaşma görülmüyor.

Ülkenin durumu ne olacak? Erdoğan gittiğinde istikrarı devam ettirebilecekler mi? Ekonomik kaygılarım var, ne olacak, nerede yaşayacağım? (Öğrenci, 24 Yaş, AK Parti seçmeni)

→ Çocuklarla ilgili kaygılar söz konusu olduğunda ise diğer kaygılardan farklı olarak madde bağımlılığı üst sıralara çıkıyor. Bunun dışında, çocuklara (1) güvenli bir yaşam alanının sağlanmasına yönelik endişeler, (2) eğitim kalitesi, (3) genç nüfusta ahlaki çöküntü ve (4) ekonomik kaygılara bağlı olarak çocukların beklentilerini karşılayamama araştırmaya katılan anneler arasındaki belli başlı kaygılar oluşturuyor.
Siyasetin beklentileri karşılayabilmesi

→ Derinlemesine görüşmelerde siyasetin beklentileri karşılayabilecek etki gücüne yeterince sahip olmadığı görüşü kendini belli ederken kadınlar aynı zamanda siyasi gidişatın seyrine dair soru işaretleri ve siyasi aktörlerin vatandaşların beklentilerini karşılamaya ne kadar istekli oldukları sorusu bu konudaki görüşlerini doğrudan etkiliyor.

Kaygılarım var çünkü düşünüyorum, siyasetçiler bizim kaygılarımızı bizim düşündüğümüz kadar düşünüyorlar mı? (Öğrenci, 21 Yaş, HDP seçmeni)

→ Ülkenin ekonomik ve siyasi seyrine yönelik kaygılar, kadınların geleceğe dair beklentilerinin gerçekleşmesinde önlerine çıkan birer engel olarak tasvir ediliyor. Bu nedenle siyasi mekanizmaların atacağı adımların kaygıların azalmasında büyük önem taşıdığını belirtebiliriz.

Okulum bittiğinde, örneğin Millî Eğitim Bakanlığı’nda işe girebilmem siyasetle alakalı; ülkenin gidişatı beklentilerimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini belirliyor. (Öğrenci, 24 Yaş, AK Parti seçmeni)

Siyaset beklentilerimi hiçbir açıdan karşılamıyor. (Çalışmayan, Anne, 51 Yaş, İyi Parti seçmeni)

Yani, ya siyaset mutlu edebilir ama çok bunu karşılayacağını düşünemiyorum. Ekonomik özgürlük ya da iş imkânı sağlayabilir. Bu konuda biraz umutlu olmak istiyorum. [Ama] çok umutlu değilim. (Çalışmayan, Evli olmayan, 28 Yaş, CHP seçmeni)

Detaylar

Katılımcılar
Yazarlar
Gülşah Dark Kahyaoğlu
Rümeysa Çamdereli
Zeynep Gülöz Bakır
Sponsorsorlar
Ankara Norveç Büyükelçiliği Bu çalışma Ankara Norveç Büyükelçiliği'nin desteği ve Yaşama Dair Vakıf (YADA) işbirliğinde gerçekleştirilmiştir. 
×
PREVIOUS
NEXT